|
Ö N S Ö Z
iverek'in geçmişini incelediğimiz zaman, karşımıza maalesef cimri bir tarih sayfası çıkmaktadır.Eli mürekkep tutanları cihetinden çok velud (üretken) olmasına rağmen,aynı veludiyeti kendi tarihini araştırmak için ne yazık ki gösterememiştir. Siverek'te yetişmiş aydınların pek çoğu belki de toplumsal sorunların çözülmesi ve bu bağlamda intisap ettikleri ideolojik alt yapıları gereği ancak yaşanan sosyal hayatın içinde kalmışlardır. Bin iki bin yıl öncesinin izlerini sürmek ,o tozlanmış belki de ayıklanması güç ,belli belirsiz izler arasında kendi doğdukları ve dedelerine mezar olan Siverek'i araştırmak, haklı olarak onlara entellektüel fantaziyesi olarak gelmiş olabilir.Gerçekten son yüzyılın içinde bulunduğu zaman dilimi, hep inkılaplar,,savaşlar radikal değişimler gördü.Ve belki de yüzyıllarca dökülecek gözyaşını aşan acılar... Acılar.Kardeş kavgaları ve oluk oluk akan kan... Ardından cehalet, fakirlik ve yine kan... Göçler, harap olmuş evler, köyler,şehirler,dağılmış aileler... Siverekli aydınların şöyle veya böyle içinde yaşadıkları bu olaylara kafa yormaması düşünülemezdi. Nitekim öyle de oldu. Ama bu arada bir şey daha oldu SİVEREK TARİHSİZ KALDI. Milattan binlerce yıl öncesine uzanan tarihiyle Siverek,mirasyedi bir öksüze benzemektedir. Pek çok kavimlere,medeniyetlere beşiklik eden, tarih içinde çok canlı bir rol oynayan Siverek'te iz sürmek,buradan gelip geçenlerin adımlarını takip etmek, hemen hemen imkansız gibidir. Suç buradan gelip geçenlerde mi? Yoksa iz sürmeyenlerde mi? Yüz yıllarca burada hüküm süren insanlar, acaba arkalarında hiç mi bir eser bırakmadılar? Ya da bıraktılar da sonradan gelenler mi bu tarihi izleri,eserleri bir daha belli olmayacak şekilde yok ettiler. Şöyle veya böyle,artık kimin suçlu olduğunu aramaktan vazgeçip, bir vakayı kabul etmeliyiz. Siverek'te tarihin izleri hemen hemen yok gibidir. Şehirle ilgili tarih kitaplarında da maalesef çok az bilgi vardır.Olanlarda da Siverek'le ilgili bilgiler bölük pörçük ve tasnif edilmemiş, dağınık bir şekildedir. Bu durum karşısında Siverek tarihi hakkında inceleme ve araştırma yapanlar nereye baş vuracaklar ? Hangi kaynaklardan yararlanacaklar? Konu ile ilgili ciddi ve müstakil bir araştırma henüz yapılmamıştır.Veya böyle bir çalışmaya biz ulaşamadık... O halde ne yapmalı? Bizden öncekiler hiç olmazsa kendi zamanlarındaki olaylara ışık tutacak bir ayna sunabilseydiler,belki de bugün bizler karanlıkta el yordamıyla birşeyler araştırma zahmet ve şaşkınlığında olmazdık. öyle ise günümüz araştırmacıları ve Siverek sevdalılarına düşen görev ile yapılması gerekenleri kısaca şöyle sıralayabiliriz. 1-Acil olarak Siverek'le ilgili şimdiye kadar yapılan, tarihi, kültürel, istatistiki bütün çalışmaları tasnif etmek ve bunların bibliyografilerini tesbit etmek. 2-Siverek tarihi ile ilgilenenlerin tanışıp işbirliği yapmaları ve dağınık halde bulunan çalışmaları birleştirmeleri 3-Eğer bizden öncekiler bize kendi devirlerini aydınlatacak eserler bırakıp günümüze bir ayna tutabilselerdi, hiç olmazsa kendi devirleri aydınlanmış olurdu.Öyle ise bizler, günümüz Siverek'ine ayna olalım. Bu günü geleceğe taşıyabilmek için,yapmamız imkan dahilinde olan "Bu günkü Siverek"i anlatalım.Bu gün yazılıp kaydedilecek bilgiler,elli yıl sonra tarih olacaktır.O halde bu günkü yaşayan Siverek'in gelecek nesillere aktarılması gerekmektedir. Bu kitabı yayınlamaktaki amacımız da budur. Geçmişle gelecek,Siverek'le Siverekli arasında bir köprü ,bir aracı olmaya çalıştık. Geçmişi ASUR'lulara kadar uzanan bir kalenin etrafında kurulmuş Siverek tarihinin tam olarak yazılıp araştırılmadığının bilincindeyiz Dileğimiz bundan sonra gelecek araştırmacıların bu konuyu daha ayrıntılı ve derinlemesine incelemeleridir.Bu arada bir kadirşinaslık gereği rahmet ve şükranla anmayı bir vicdan borcu telakki ettiğimiz,Öğretmen M.Ali KAYADAĞ'ı zikretmeden geçemeyeceğiz. Siverekle ilgili belki de ilk ciddi çalışmayı yapan kişidir. Ancak tam olarak tanınıp, değeri anlaşılamayan bu değerli Siverek aşığı insan çalışmalarını tamamlamasına ömrü vefa etmedi kendisini rahmetle anarken çalışma arkadaşı sayın Mustafa Karakurt Bey'e de teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu kitabın hazırlanmasında emeği geçen araştırmacı- yazar arkadaşlarımız kollektif bir eser ortaya koyarak, beraber çalışmanın güzel bir örneğini sergilediler. Çalışmamızda çizim ve fotoğraflarıyla katkıda bulunan Öğretim Görevlisi,Ressam Hüseyin Demirbağ'a ve Araştırmacı-Şair, Halk Sanatçısı Ramazan Özgültekin'e teşekkür ederken, bu birlikteliğin daha nice eserler ortaya koymasını diliyoruz. Bu arada , Fotoğraf sanatçısı öğretmen Şehmus Çakırtaş bey’e çalışmanın plan safhasındaki katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. ayrıca bu çalışmaya bizi teşvik eden ve manevi desteklerini esirgemeyen Siverek'i İl yapma ve Kalkındırma Derneği Başkanı Sayın Koçali Aymaz ve İrfan Gazetesi sahibi Osman Güyüç Beylere de şükranlarımızı sunuyoruz.
Ekrem AKMAN 10.Eylül.1996 SİVEREK
GİRİŞ
iverek, sönmüş, bir yanardağ olan Karacadağ'ın batısında, Fırat'a doğru uzanan bölgede, Diyarbakır-Şanlıurfa-Adıyaman arasındaki üçgen kurulmuş bir şehirdir. Tarihi, Sümer ve Asurlulara kadar uzanan şehir, Asurlular döneminde yığma bir tepe üzerine inşa edilen kale etrafında kurulmuştur. Şehire hükmedenler tarafından zaman zaman onarılan kalenin son olarak Bizans İmparatoru II.Costantin tarafından Diyarbakır'a gelecek saldırıları önlemek ve çevredeki önemli yolları kontrol altına almak amacıyla yeniden tamir ettirilmiştir. Tarihte pek çok medeniyetlere beşiklik eden ve değişik milletlerin hakimiyetine giren Siverek, Milattan sonra Araplar, İranlılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlı İdarelerinde çok mamur günler geçirdiği gibi, çeşitli savaşlarda tahrip edilip yıkık bir köy halini aldığı zamanlar da olmuştur. Diyarbakır'ın fethinden önce Halid b.Velid tarafından eyalet merkezi olmuş, daha sonra Bizanslıların idaresinde Batlamyus'un rivayetine göre Kontopolis'lik yapmıştır. Selçukluların Anadolu'ya girmesiyle, Melikşahın komutanlarından Bozan Bey tarafından (1097) Urfa Kontluğuna,daha sonra Musul Atabeyi Nureddin Zengi idaresine geçmiştir. 1400'lerde Timur'un tahribatından nasibini alan Siverek sırasıyla Mısırlıların (1426), Akkoyunluların (1435), bilahere İranlıların eline (1451) geçmiştir. Yavuz Sultan Selim'in Ridaniye Savaşı dönüşünde (1517) Osmanlı idaresine geçen şehir, İranlılar tarafından tekrar zaptedilmişse de, bu uzun sürmemiş, 1535 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından tekrar Osmanlıların idaresine geçmiş ve Harput eyaletine bağlı bir kaza merkezi yapılmıştır. Osmanlı idarecileri tarafından zamanla şehire camiler, hanlar, medreseler, hamamlar ve çarşılar yapılıp kalesi tamir edilerek, 1908 yılında mutasarraflık yapılarak Çermik, Hilvan (Karacurun), Viranşehir Siverek'e bağlandı. Milli mücadelede ve Urfa'nın kurtuluşunda çok büyük kahramanlıklar gösteren Siverek 1923'te vilayet merkezi yapıldı. Ancak Sivereklilerin bu mutlu sevinçleri fazla uzun sürmedi. Bölgedeki aşiret yapılanması ve bu aşiretler arasındaki akıl almaz rekabet ve şahsi ihtiraslar maalesef Siverek vilayetinin 1926 yılında ilçe yapılmasına sebebiyet vermiştir. İşte Siverek'in Cumhuriyet devri macerasının başlangıcı... 1926'dan 1996'ya kadar tam 70 yıl... Evet tam 70 yıl... Bu uzun yıllar içinde Siverek geniş arazisi, verimli toprakları, mücadeleci ve çalışkan insanları ile pek çok il merkezini sosyal ve kültürel açıdan geride bırakarak, ama maalesef çok acı günler yaşayarak, günümüze bir mücadelenin (il olma mücadelesinin) adeta sembolleşen şehri olarak Türkiye gündemine yerleşmiştir. Türkiye genelinde kültür ve ilim dünyamıza pek çok değerli isimler armağan eden Siverek, maalesef belli başlı üç nedenle kendisine layık olan ve gelmesi gereken yere gelememiştir. 1.Aşiretler arasında bitip tükenmek bilmeyen ve bölgede adeta sosyal bir kangren olan kan davaları ve ölümler... Yerleşik hayatı cehenneme çeviren kan davalarının sosyal ve ekonomik, hatta zirai hayata getirdiği zararları yeri geldikçe inceleyeceğiz. 2. 1970'lerden sonra başlayan anarşi ve terör olayları,Siverek'i ve çevresini çalkalamış,şehri zaman zaman yaşanmaz bir hale getirmiştir. Bunun neticesi olarak pek çok insan ve bilhassa zengin ve şehirli tabaka Siverek'i terk etmiştir.Bunun yanı sıra okumuş kitle de büyük şehirlere giderek beyin ve sermaye göçüne sebep olmuşlardır. 3.Siverek'in ilçe merkezi olarak kalması ilçede gerekli alt yapı ve yatırımların yapılmamasına neden olmuş.Diyarbakır ile Şanlıurfa illeri arasında sıkışmış, bu iki büyük il ile rekabet imkanı da olmadığından buralara da büyük oranda sermaye ve yetişmiş insan gücü vermiştir. Siverek'te yapılması gereken ve Siverek'in hakkı olan özel ve kamu yatırımları maalesef yukarıda sayılan üç nedenle çevre illere kaymıştır.Kısaca bugün Siverek,sosyal, kültürel,ekonomik,sanayi ve idari yönden olması gereken yerde değildir. İşte bu çalışmamızda, yıllarca ihmal edilen, yeterince tanınmayan ve tanıtılmayan Siverek'i bu günkü ve gelecekteki insanlarımıza anlatmak, geçmişini bu güne, bu gününü de yarınlara, gelecek nesillere aktarmak istedik. Başarabildik mi? Bu soruya maalesef gönül huzuru ile evet diyemeyeceğiz.Neden mi? Öncelikle itiraf edelim ki bu kitabın hazırlanmasında emeği geçen arkadaşlar,bu işe gönüllü ve pek çok zorluğu ve imkansızlığı göze alarak girişmişlerdir. Tarihi ve arkeolojik araştırmalarda,ekipman ve finans ihtiyacı herkesin malumudur.Bizler maalesef bu imkandan mahrumduk.Geçmişin derinliklerine fazla uzanamadık.İmkanlarımız buna elvermedi. Ayrıca bir bölgeyi etraflı bir şekilde tam olarak ortaya koyabilmek için, tarih, arkeoloji, antropoloji, coğrafya, sosyoloji, edebiyat gibi bilim dallarının uzmanlarına ihtiyaç vardır. Bizler tamamıyle bu konuların uzmanı olduğumuz ve dört dörtlük bir çalışma ortaya koyduğumuz iddiasında değiliz. Biz karanlıkta çevreye küfredileceğine, bir mum yakarak,hiç olmazsa o mum ışığı kadar karanlığı aydınlatma görevini üstlendik. En azından bu günkü Siverek'i gözler önüne serdik. Kitapta kullandığımız resimler orijinaldir. Bir çok konu ilk defa işlenmiştir. Ayrıca kitabın sonunda Viranşehir Varidat katibi Siverekli A.Celilzade Zühtü Efendi'nin "KEŞKÜL" kitabının Siverek'le ilgili bölümünü ilk defa aslına sadık kalarak yayınlıyoruz. İkincisi yine ilk defa 1852-1853 yılları Siverek Şer'iyye Sicillerinin tez konusu olduğu bir çalışmanın özetini de Araştırmacı Sayın A.Nasır YİNER'in imzasıyla yayınlıyoruz. Bunlara ilaveten kitabımızda yer yer şiir makale ve Siverek'i anlatan hikayelere de yer verdik.
Üzülerek belirtelim ki ,Siverek'in tarih ve kültürü ile ilgili yapılmış çalışmalar çok azdır. Dileğimiz bundan sonraki günlerde Siverek'in tarih ve kültürünün konunun mütehassıslarınca daha bilimsel bir tarzda,araştırılıp gelecek nesillere aktarılmasıdır.
SİVEREK BELEDİYESİ
ahminen 1880 yıllarından sonra Siverek'te belediye teşkilatı oluşturulmuştur. Bundan da anlaşılıyor ki Siverek'te belediyecilik gerek komşu gerekse kendi konumundaki şehirlere göre daha erken başlamış ve belediye hizmetleri yönünden pek çok şehri geride bırakmıştır. Belediyecilik teşkilatı epey eskilere dayanan Siverek'te, elde ettiğimiz bilgilere göre,ilk belediye başkanı olarak Çerkozade Halil Ağa'yı görüyoruz Daha sonra mahkeme azalığı da yapan Genco Çırak belediye başkanı olarak görev yapmıştır. 1903 yılı Siverek için bir atılım yılı olmuş ve bir çok Resmi daireler için binalar ve konaklar yapılmıştır. Aynı yılda Cudi Paşa belediye başkanlığına getirilmiştir. O zamanki belediye binası eski buğday pazarında idi.1920 yılında Urfa'nın kurtuluşundan önce belediye başkanlığına seçilen M.Emin Odabaşı, belediye binasını Gümrük hanına taşımıştır. Urfa'nın işgalinden sonra Siverek'te yapılan ilk toplantıda, bu yeni belediye binasının açılışı sırasında Karahanlı Şeyhmus Efendi toplananlara bir konuşma yapmış ve belediye başkanı M.Emin Odabaşı orada oluşturulan 150 kişilik bir milis kuvvetiyle fiilen Urfanın kurtuluşu savaşına katılmıştır.Daha sonra (1920) belediye başkanları sırasıyla şöyledir. (Milli Mücadelede güney cephesi (Doç.Dr.İsmail ÖZÇELİK) Meclisi Mebusan zabıt ceridesi s.229 'da Siverek Belediye başkanları olarak iki isim daha zikredilir.Pariste yapılan konferansta (1920) Ermeni Boğos Nubar ile işbirliği yapan Şerif Paşaya Siverek ileri gelenleri tarafından çekilen protesto telgrafında ve Meclisi Mebusan Başkanlığına çekilen başka bir telgrafta belediye başkanları olarak şu iki isim kayıtlıdır.Belediye başkanı Rıza ve Belediye Reisi Halid olarak geçmektedir.)
-Rüştü Küçükömer -Medet Kadır Ağa -Celilzade K ado (A.Kadır)
Bundan sonraki dönemlerde maalesef Kaymakamlarca yönetilen Siverek belediyesi, 1946 yılında yapılan seçimi Bekir Kirazın kazanmasıyla yeni bir döneme geçmiştir. 1950 seçimlerinde Hacı Yılmaz Fettahlıgil belediye başkanlığına seçildi.Bu dönemde belediye binası (şimdiki belediye sarayının ) yerindeki bir binaya taşındı.Daha sonra yeni yapılan hal pazarı üzerindeki binaya taşınmıştır.Çok uzun bir süre (1950-1973) belediye başkanlığı yapan H.Yılmaz Fettahlıgil Siverek'te büyük hizmetler yapmıştır.Tam 23 yıl belediye başkanlığı görevini sürdürerek başkanlık rekorunu elinde bulunduran Fettahligil, bu görevini 1973 yılında yapılan seçimlerde A.Kadır Odabaşı'na devretti 1977 seçimlerini ise Suat Karataş kazandı.Ancak Suat Karataş'ın ölümüyle belediye başkanlığını 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar Eyüp Seyfioğlu, Halil Hazer ve Ali Ballı (Kanık) vekaleten yürütmüşlerdir 1980 ihtilalinden sonra Siverek Belediyesi'ni sırasıyla Kaymakam Ahmet Özyurt,Binbaşı Oktay Güner ve daha sonra Kaymakam Mehmet Özden yönetmiştir.1983 yılında yapılan seçimlerde Şeyhmus Aydın Belediye başkanlığını kazanmıştır.26 Mart 1989 yılında yapılan seçimlerde A.Kadır Odabaşı tekrar seçildi.Ancak seçildiği gün geçirdiği kalp krizi ile ölünce yerine Dr.Fuat Kılıç belediye başkanlığına vekaleten geçmiştir.3 Eylül 1989 tarihinde seçimler yeniden yapılır ve M.Lami Odabaşı belediye başkanlığına seçilir.M.Lami Odabaşı bu görevini 27 Mart 1994 tarihine kadar sürdürmüştür.Aynı tarihte yapılan seçimlerde Hasan Çelebi belediye başkanı seçilmiştir. Siverek belediyesi, yapımı 1995 yılında tamamlanan Siverek'e yaraşır modern ve görkemli yeni binasında hizmet vermeye.Devam etmektedir.
1924 YILI DEVLET SALNAMESİ Türkiye Cumhuriyeti
S İ V E R E K V İ L A Y E T İ
Vilayetin vaziyet ve ahvali umumiyesi.-Varidatı umumiye ve hususiyesi.- mektebler,cem'iyetler,şirketler ve fabrikaları,-ihracatı,-nüfusü umumiyesi memurların sıfatı,me'muriyetleriyle isimleri. Vilayetin vaziyet ve ahvali umumiyesi: Siverek vilayeti,Viranşehir kazasıyle merkeze aid Karakaçi,Karacadağ, Bucak nahiyelerini havi beş yüz seksen köyden ve bir çok göçebe aşairden ibarettir.Vilayetin umumi mesahe-i sathiyyesi 13,500 kilometre murabba'ı yani 6.000.000.dönümdür.Bunun sülusanı nisbetinde ormanlık ve mütabakisi taşlık olup, kabili ziraat kısmı bir milyon dönümdür. Siverek vilayeti bir ziraat memleketidir. Arazisinin münbit ve mahsuldarlığı sayesinde istihsalatı ziraiyesi ihtiyacatı mahaliyeye kafi geliyor.senevi 340.000 kilo pirinç 6.000.000 kilo mikdar buğday 900.000 kilo arpa haric sevkiyatta bulunmaktadır. Vilayetin varidatı umumiyesi 191,185 lira, varidatı hususiyesi 85,000 adet liradır.Vilayetin dahilinde şirket olmayıp yalınız Viranşehir kazasında bir un fabrikası vardır. Merkez vilayetde bir kız ve iki erkek ilk mektebiyle bir iptidai leyli köy mektebi ve merkeze aid muhtelif köylerde dört aded ilk erkek mekteb mevcud olub, bunlara müdavim talebe mikdarı ellisi kız ve dört yüzü erkek olmak üzere çem'en
DEVLET SALNAMESİ
dört yüz ellidir.Viranşehir kazasında birer ilk erkek ve kız mektebi ve bu mekteblere müdavim altmış talebe vardır. Vilayette Cumhuriyet Halk Fırkası,Hilalı Ahmer,himaye'i etfal ve teyyare cem'iyyetlerinin bir şu'besi ile yalınız bir ticaret odası vardır. Vilayetin mıntıkası dahilinde bu sene zarfında 128 aded mutenevi cürüm vuku bulmuşdur.Vilayetin umumi nüfusu mukayyedesi 65.000 dır.
********* *********
MÜNTEŞİR GAZETE VE MECMUALAR
İRFAN GAZETESİ: Haftalık olarak siyasi mahiyetde Siverek'de intişar eden İrfan ğazetesi ilk def'a olarak 22 nisan 339 tarihinde şapiroğrafla ve 3 Şubat 341 tarihinden i'tibarende tab makinesiyle tab ve intişare başlamıştır.Pazarertesi günleri neşir olunur.Sahibi imtiyazı Siverek'li Mehmet Siret efendidir.Hey'eti muhaririyesi paşazade Fikri,Kekeizade Mustafa Vasfi, Acemzade Fikret beglerdir.Kendi matbaası mevcud olub adedi tab'ı üç yüzdür.
ALTIN IŞIK Mecmuası:Onbeş günde bir ilmi ve edebi mahiyetde neşir edilmektedir 341 senesi nisanında te'sis ve intişare başlamışdır.Sahibi imtiyazı ve müessisleri Mehmet Siret,Acemzade Mahmud Fikret efendilerdir. Müstekil ser muherriri yokdur.Hey'eti tehririyesi Mustafa ve Fikri beglerdir. Adedi tab'ı beş yüzdür.Kendi matbaası yokdur.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
Not:1923-1924 Yıllarına ait T.C. Devlet Salnamesidir.(Devlet Yıllığı)
SİVEREK'İN İSMİ
eçmişi millattan öncesine dayanan, Sümer, Akad, Asur, Eti, Mitani, Bizans, Arap, Selçuklular ve Osmanlılardan günümüze kadar çok değişik kavim ve milletlere beşiklik eden Siverek şehrinin tarihi kadar ismi de değişmiştir. Çeşitli merhalelerden geçerek bu günkü halinde karar kılmıştır SİVEREK ismi bu günkü şeklini alıncaya kadar değişik şekillerde söylenmiş ve Sümer, Hitit, Asur, Mittani, Bizans ve Arapların bu şehre verdikleri isimlerin sanki bir özeti olarak ortaya çıkmıştır.İşte tesbit edebildiklerimizden bazıları; KİNABA, SURK, SEVAVORAH, SEVAVARAK, SEVAVEREK, SEBABEREK, SİBABARKA, SIKLIS, SÜVEYDA, SERREK ve SENN... Sanki, tarih içinde kullanılan bu İSİMLER macun yapılarak bunlardan "SİVEREK" çıkmıştır. Siverek isminin bu şeklini alması bile,onun tarihin çok eski devirlerine kök saldığını göstermektedir. Yaptığımız araştırmada Siverek adının kaynağı ve manası şu şekilde ortaya çıkmıştır; SEVAVEREK:Bizans ve Ermeni kaynaklarında Siverek için kullanılan bu isiminin kelime manası "SEAV":siyah " AVEREK":harebeler yani siyah harebeler anlamına gelmektedir. SURK:Kırmızı toprak anlamına gelen bu ismi Sasaniler vermişlerdir. SERREK:Farsçada birşeyin başı ,veya baş damarı anlamındaki bu ismi İranlılar vermişlerdir. SENN:Diyarbakır'ı ele geçiren Bekir b. Vail kabilesi,bölgenin tamamına hakim olmak istediğinde Siverek kalesi önlerinde bir engel olarak kalmıştı SENN ise arapçada Diş ya da engel anlamına gelmektedir.Diyarı- bekire bu ismin verilmesi Bekir bin Vail kabilesinin namına nisbetle olmuştur. SÜVEYDA: Arap ve Bizans kaynaklarında , Arapların Siverek için "es_Süveyda " ismini kullandıkları anlaşılmaktadır. Süveyda siyah manasında kullanıldığı gibi, daha çok kalpteki siyah nokta, yani kendsine aşık olunan , sevilen , sevda manasına da gelmektedir. Ermeni ve Süryani kaynaklarındaki manası ( siyah harabeler) kalpteki siyah nokta ile günümüze kadar gelen siyah taşlar birbirine uygunluk arzetmektedir. Bu gün bile Siverek'in siyah taşları meşhurdur. Çeşitli kaynaklardan öğrendiğimize göre Siverek hakimiyetine girdiği kavimlerin dilinde birbirine yakın isimlerle anılmıştır. Bunlardan : Sümer,Hitit, Akatlar, ; Sevavorah, Asuri ve Sonrakiler ; Sevaverek , Bizanslılar (Ermeni ve Süryaniler) Sevaverek İranlılar ; Surk ve Serrek, Araplarda ise Senn ve Süveyda ile isimlendirilmiştir.Yine bazı kaynaklarda ve halk arasında "KANKALESİ"ya da "KİNABA" diye adlandırıldığı da bildirilmektedir. Bu gün bile halk arasında bu isimlerden bir kısmı (Surk, Kankalesi) kullanılmaktadır. İnsanın,sanki tarihte bu beldeye verilen isimler bir kaba konup karıştırılmış ve içinden "SÜVEREK","SEVEREK" ve bu günkü "SİVEREK" çıkmıştır diyesi geliyor.
ŞEHRİN KURULUŞU
azisi milattan önce 5000'li yıllara kadar uzanan Siverek'in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin bilinmemekle beraber Sümer, Asurlar, Medler, Eti,Kamuk, Hurri ve Mitanilerin burada değişik zamanlarda hüküm sürdükleri hem eski tarih kaynaklarında, hem de son zamanlarda yapılan tarihi kazılardaki buluntular sayesinde anlaşılmaktadır. Şehrin etrafında kurulduğu kale ilk defa Asurlular tarafından yapılmıştır. Daha sonra Bizanslıların eline geçen Siverek kalesi Diyarbakır'ın dış saldırılara karşı korunması ve ordu konaklama yeri olarak kullanılmıştır. Yığma bir tepe üzerine inşa edilen ve tarih içinde pekçok medeniyete sahne olan Siverek, bu zaman içnde bazen imar edildi, bazen de karşı tarafın saldırılarına uğrayarak tahrib edilip köy halini aldı.Kısaca Siverek umranı da, hüsranı da yaşamış pekçok med-ceziri görmüş, ama bu dalgalarda erimeyerek günümüze kadar gelebilmiş bir beldedir.
YÖNETİM SAFHALARI
Dicle ile fırat arasındaki bölgede yer alan ve tarihi Milattan çok önceye dayanan Siverekte değişik kavimler hüküm sürmüşlerdir.
SÜMERLER:M.Ö.3500-2800 Yıllarında Siverek'te, Hassek Höyük'te ve bölgede hüküm sürmüşlerdir. AKADLAR:M.Ö.2800-2500 Yıllarında Sümerlerin yenilgisinden sonra bölgede hüküm sürmüşlerdir. BABİLLER:M.Ö.2500'lerde Sümerlerin bölgeden çekilmesinden sonra hüküm sürmüşlerdir. HİTİTLER:M.Ö.1600 Yıllarında Mitanni'lerin egemenliğine son veren Hititler Mezopotamyanın kuzeyinde ve Siverek civarında hüküm sürmüşlerdir. Siverek'e bağlı Taşlı köyünde 1939 yılında Hititlere ait bir heykel bulunmuştur.Araştırmacılar ve arkeoloğlar bu heykelin Hitit ilahı olan Kinaba'ya ait olduğunu iddia ediyorlar.Ayrıca kalenin güneyinde bulunan Yeraltı hamamındaki aslanlı kurna ile duvardaki aslan başı kabartması Hitit kültürünün özelliklerini taşımaktadır.Hititler döneminde Kinaba ( Siverek ) önemli bir idare merkezi olmuştur. ASURLULAR:M.Ö.11.ve 10.yüzyıllar bölgede Asurluların Arap kökenli Aramileri bozguna uğrattıkları ve Diyarbakır bölgesinde,Diyarbakır dahil Kuzey Mezopotamyada hüküm sürdükleri ve Siverek'i Asur eyaleti haline getirdikleri yıllardır.Asurluların hakimiyeti M.Ö. 600 yıllarına kadar sürmüştür. Bu dönemde Siverek savaşlarda yakılıp yıkılmıştır.Bir köy halini alan Siverek daha sonra Perslerin bölgeye gelmesiyle tekrar canlanmaya başladı.Perslerin hakimiyeti Makedonyalı Büyük İskenderin bölgeye girmesiyle son bulmuştur. Büyük İskenderin ölümüyle Makedonyalıların bölgedeki hakimiyeti son bulmuş ve bölge M.S. ilk yıllarda Romalıların eline geçmiştir. M.S. 240 Yıllarında Sasaniler Romalıların elinde bulunan bölgeye Kral Ardeşir komutanlığında sahip oldu.Ancak Romalılar bölgeyi Sasanilerden tekrar geri aldılar. BİZANSLILAR:Romalıların elinde bulunan Siverek, Doğu Roma İmparatorluğunun Bizans İmparatorluğu adını almasıyla uzun süre bu devletin egemenliğinde kaldı M.S.540 yıllarında tekrar Sasanilerin eline geçmiştir. Sasaniler hükümdar Nuşirevani Adil ile II.Hüsrev zamanlarında bölgeye hakim olmuşlarsa da Bizanslılar bölgeye tekrar egemen olmuşlardır. MÜSLÜMANLAR: Bölgeye girişleri ilk defa Hz.Ömerin Hilafeti döneminde olmuştur Ebu Ubeyde Bin Ğanem Komutanlığındaki İslam ordusu 637-639 yılları arasında Diyarbekir ve Siverek'i almışlardır. Başka bir Rivayette de Diyarbakır'ın fethi sırasında Halid b. Velid'in bölgeye geldiği, Diyarbakır ve Siverek'in onun tarafından alındığı bildirilmektedir.Daha sonra Emevi ve Abbasi dönemlerinde de İslam hakimiyeti altında kalan Siverek'te kısa aralıklarla yönetim değişiklikleri olmuştur. Haçlı seferleri sırasında tekrar Bizanslıların eline geçen (1069) Siverek, Malazgirt Savaşından sonra Melik Şah döneminde Bozan Bey tarafından feth edilerek, tekrar İslam hakimiyetine girmiştir. Ancak haçlı seferleri sırasında (1097) Urfa Kontluğuna bağlanan Siverek, 1200 yılında Musul Atabeyi Nureddin Zengi tarafından feth edilmiştir. 1256 yılında Moğollardan Hulagu'nun ve daha sonra (1400) Timurun istilalarına uğramıştır.Bundan sonra sırasıyla Mısır Memluklularının, 1435 yılında Akkoyonluların, 1508 de ise Safevilerin eline geçti. OSMANLILAR:Siverek ilk defa 1517 yılında Osmanlıların eline geçti. Yavuz Sultan Selim Mercidabık Savaşı sırasında Siverek'i Osmanlı topraklarına katmıştır.Ancak Safeviler 1522 yılında Siverek'e bir daha girdiler.1535 yılında Irakeyn seferine çıkan Kanuni Sultan Süleyman hastalanınca Karacadağ'da konaklamış ve oradaki suyla şifa bulmuştur.İşte bu sırada Siverek Osmanlı hakimiyetine girmiştir.Bu dönemde pek çok imar faaliyetine sahne olan Siverek'te camiler,hanlar,hamamlar,çeşmeler ve çarşılar yapılarak Siverek kalesi de yeniden tamir edilmiştir.1908'de Viranşehir,Çermik ve Karacurun (Hilvan) kendisine bağlanarak mutasarrıflık yapılmıştır.
CUMHURİYYET DÖNEMİNDE SİVEREK Yukarıda görüldüğü gibi bir çok kavimlere beşiklik eden, saadeti de şekaveti de gören,eyalet merkezliğinden köye, köyden mutasarrıflığa inip çıkan ve tarihin dalgalarına karşı direnerek ayakta durmayı başaran Siverek,Osmanlı devletinin yıkılışının ardından Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasıyla yeni bir döneme girmiştir. Daha önceki dönemlerinde Başkentlik, Eyalet,Sancaklık, mutasarrıflık ve vilayetlik gibi aşamalar geçiren Siverek,Cumhuriyet dönemine Diyarbakır vilayetine bağlı sancak olarak girmektedir. Milli Mücadelede göstermiş olduğu büyük kahramanlıklardan ve bağlılıktan dolayı 1923 yılında Viranşehir ve Çermik ilçeleri de kendisine bağlanarak vilayetlikle mükafatlandırılmıştır. 1926 yılına kadar vilayet kalan Siverek, kurtuluş savaşının vermiş olduğu ağır harabiyete rağmen sosyal, kültürel, eğitim ve ekonomik açıdan şehir olma vasfını koruyordu. Siverek tam kalkınma ve gelişme devresine gireceği sırada,aşiretler arasındaki çekişmeler ve yerel yöneticilerin de isteğiyle 1926 yılında ilçe yapılarak Urfa'ya bağlanmıştır. İlçe yapılmasıyla beraber adeta gelişmesine set çekilmiştir. Bu dönemden itibaren bir çok alanlarda gerileme başlamıştır. 4314 Km2 yüzölçümüne sahip olan Siverek, 2 veya 3 (Tuceli,Aksaray,...)il merkezi hariç tüm, illerin ilçe merkezi yüz ölçümlerinden büyüktür ve her yönüyle gelişmeye müsaittir. Siverek'te belediye Cumhuriyet'ten önce kurulmuştur. İlçe olmadan önceki Siverek'in gelişmişliğini anlamak için aşağıdaki bilgileri okumak yeterlidir. 1893 Osmanlı nüfus sayımlarında Siverek'in merkez nüfusu 30.713 tür l905 Diyarbakır vilayet salnamesinde 35,000.Aynı salnamede bir hükümet konağı, iki cami,üç mescit,bir kilise,iki medrese(Lise sonrası okul) bir İdadiye (Lise), bir Rüştiye (Orta okul), üç iptidaiye (İlk okul), altı sübyan mektebi (ana okulu),dört azınlık okulu (Gayrı müslim okulları), dört han, iki hamam, bir çarşı ,ve beş çeşme olduğu yazılmaktadır. İlçe olduktan sonra, eğitim yuvalarının çoğu kapanmıştır.Uzun yıllar sadece bir kaç ilk okul ile eğitime devam etmiştir.Bunun dışında diğer konularda da Siverek gerilemeye devam etmiştir.Belediyece bazı çalışmalar yapıldıysa da bunun yeterli olduğu söylenemez. l945 yıllarına kadar gün be gün gerileyen Siverekte, aydın insanlar ve basının büyük çaba ve mücadeleleri neticesinde 1946 yılında Siverek orta okulu açılmıştır,l947 yılında ilk defa , 1970 yılında ise ikinci şehir planı çalışmaları yapılmıştır,l950 de içme suyu l953 de ise elektrik şebekesi yapılmıştır. Siverek belediyesi kendi imkanlarıyla hizmetlerini devam ettirerek başta ana caddeler olmak üzere yaş ve kuru hal pazarı,eski buğday pazarı yıktırılıp yerine betonarme buğday pazarı yapılmış bundan başka kasaplar ve manavlar çarşısı,içinde küçük sanayi sitesinin de yer aldığı şehirler arası otobüs terminali,halkın en önemli geçim kaynağı olan hayvan pazarının tesisi tamamlanmıştır.l963 te ilçe halk kütüphanesi, 19.. yılında Siverek'in en önemli tesislerinden olan ve Türkiye süt endüstrisi kurumu (SEK) tarafından kurulan "Süt ve tereyağı"fabrikası açılmıştır. 1923 ile 1996 yılları arasındaki 73 yıllık dönemde Siverek gelmesi gereken seviyeye ne yazık ki gelememiştir Nedeni ise yetkililerin sorumsuzluk, ilgisizlik, cehalet, kan davası , kültür ve eğitim eksikliği, anarşi , terör beyin ve sermaye göçü ve en önemlisi BAHTSIZLIK. Bir zamanlar kültür seviyesi yüksek olan Siverek aydınlarının günden güne başka şehirlere göç etmesi,aydın insan nüfusunu azaltmış,köyden şehre akan göçler ise eğitim ve kültür seviyesini iyice düşürüp Siverek'e büyük bir köy ya da şehirköy manzarası vermiştir. 1974 te yetersiz kalan hükümet binasının yerine yenisi yapıldı Siverek ilçe olmadan (1926) evvel eğitime açık olan idadi mektebi (Lise) kapandıktan 37,38 yıl sonra l965 yılında yine aydınların ve yerel basının çaba ve mücadeleleriyle eğitime açılmıştır. Ondan sonraki zaman içerisinde gerçekten kayda değer sosyal ve kültürel faaliyet görülmemiştir.1965'ten sonra Lise ve dengi eğitim alanında bir çok dallarda okullar açıldı. 1980 öncesi terörden en çok etkilenen yerlerden biri olan Siverek,ilçe dışına en fazla göçün verildiği bir dönemi yaşamıştır.Bu göçlerle beraber her alanda gerilemeler görülmüş, göçen halkın çoğunluğunu şehirli Siverekliler oluşturduğundan dolayı bu göç olayı ile beraber Siverekteki sosyal,kültürel ve ekonomik hayatı da beraberinde alıp götürmüştür.Dolayısıyla şehirlilik kültürü azalmıştır. Geride kan davaları,fakirlik,cehalet gibi pek çok olumsuzluklar kalmıştır. Göçlerden sonra hayat felce uğramış,şehir değişik bir kültür ve değişik sosyal hayatla tanışmıştır. Yaklaşık olarak her 15 yılda bir meydana gelen göç olayları beraberinde değişik problemleri de getirmiştir.
SİVEREK'TEN İSTANBULDAKİ MECLİSİ MEBUSANDA VE ANKARA'DA KURUCU MECLİS İLE T.B.M.M. KATILAN MİLLETVEKİLLERİ
İstanbuldaki son Osmanlı Meclisi Mebusanın Siverek temsilcileri:
1-Ali Fuat (Bucak )Bey 2-Bekir Sıtkı (Ocak) Bey 1920 yılında Ankaraya,Kurucu Meclise Siverek'ten (Şişman) Mehmet (Sezgit) Efendi.
23 Nisan 1920 de toplanan T.B.M.M.'ye Siverek'ten :
1-Abdülğani Ensari Efendi 2-İhsan (Sağlam) Bey 3-Mehmet Rauf Bey 4-Mehmet Sırrı(Tayanç) Bey 5-Mustafa Lütfü (Azer) Bey 6-Bekir Sıtkı (Ocak)
19 Ağustos 1923 te T.B.M.M.'ye Siverek'ten : 1-(Ömer) Cudi Paşa 2-Halil Fahri (Gürmen)Bey 3-Mahmut (Odabaşızade)Bey
1924-1925 yıllarında T.B.M.M.'ye Siverek'ten: 1-Bekir Sıtkı (Ocak) Bey 2-İhsan(Sağlam) Bey 3-Mehmet Sırrı(Tayanç)Bey 4-Mustafa Lütfü Bey.
1926 yılında T.B.M.M.'ye Siverek'ten :
1-Halil Fahri(Gürmen)Bey 2-Mahmut (Odabaşızade)Bey 3-Kadri Ahmed Bey.
1 Kasım 1927 de Siverek ilçe iken Siverek'ten seçilen Urfa milletvekilleri: 1-Mahmut (Odabaşızade) Bey 4 Mayıs 1931 de Siverek'ten seçilen Urfa milletvekili 1-Mahmut (Odabaşızade) Bey. 5 Ağustos 1946 da Siverek'ten seçilen Urfa milletvekilleri: 1-Vasfi Gerger 2-Hasan Oral 14 Mayıs 1950 de Siverek'ten seçilen Urfa milletvekilleri: 1-Hasan Oral 2 Mayıs 1954 te Siverek'ten seçilen Urfa milletvekilleri: 1-Hasan Oral. 27 Ekim 1957 de Siverek'ten seçilen Urfa milletvekilleri: 1-M.Yaşar Alhas 2-Abdurrahman Odabaşı 3-Vasfi Gerger 28 Aralık 1960 da Siverek'ten Urfa kurucu meclis üyeliğine Vasfi Gerger seçildi 15 Ekim 1961 de Siverek'ten seçilen Urfa milletvekili ve Cumhuriyet senatosu üyesi: 1-Bekir Sami Karahanlı (Milletvekili) 2-Vasfi Gerger (Senatör) 10 Ekim 1965 de Siverek'ten Urfa Milletvekilliğine Dt.Hüseyin Kiraz seçildi,Hüseyin Kiraz'ın üyeliği iptal edilince yerine Urfa bölgesinden ilk olarak bir bayan milletvekili olan Behice Boran seçildi. 5 Haziran 1966 da Siverek'ten Urfa temsilcisi olarak Cumhuriyet senatörlüğüne Hasan Oral seçildi. 12 Ekim 1969 da Siverek'ten seçilen Urfa Milletvekili: 1-Bahri Karakeçili. Ekim 1975 de Siverek'ten seçilen Urfa Milletvekili ve Cum.Senatörü: 1-Hasan Oral (Senatör) 2- Mehmet Celal Bucak (Milletvekili) 5 Haziran 1977 de Siverek'ten seçilen Şanlı Urfa milletvekili ve cumhuriyet senatörü 1-Hasan Oral (Senatör) 2-M.Celal Bucak (Milletvekili). 1980 de Şanlı Urfadan kurucu meclis üyeliği için Siverek'ten H.Velid Köran seçildi. 6 Kasım 1983 te Siverek'ten seçilen Şanlıurfa milletvekili: 1-Bahri Karakeçili. 29 Kasım 1987 de Siverek'ten seçilen Şanlıurfa milletvekilleri: 1-Eyüp Cenap Gülpınar 2-Bahri Karakeçili 3-Murat Batur. 20 Ekim 1991 de Siverek'ten seçilen Şanlıurfa milletvekilleri: 1-Sedat Edip Bucak 2-Eyüp Cenap Gülpınar. 24 Aralık 1995 te Siverek'ten seçilen Şanlıurfa milletvekilleri: 1-Eyüp Cenap Gülpınar 2-Sedat Edip Bucak 3-Ahmet Karavar 4-Zülfükar İzol. Yine bu seçimlerde İstanbul bölgesinden Siverek'li Yılmaz Karakoyunlu milletvekili olarak seçilmiştir.
URFANIN KURTULUŞUNDA SİVEREK'İN ROLÜ
Haçlı zihniyetinin,Anadolu'yu emelleri doğrultusunda işgal etmek ve aralarında pay etmek için giriştikleri istilanın bir bölümü olan Urfa'nın işgaline karşı, gerek Urfalının gerekse çevre aşiretlerinin büyük mücadelesi vardır.Bununla beraber işgale karşı gerek örgütlenmede ve gerekse fiili mücadelede,Siverekliler büyük rolü oynamıştır. Milli mücadele ile ilgili kaynaklarda belirtildiğine göre o zaman için en emin,güvenli ve teşkilatlanmış yer Siverek idi.Bunun için Urfa'daki Ali Saip Ursavaş ve Ali Rıza Bey gibi,güvenliğini tehlikede gören komutanlar hep Siverek'e sığınmışlardır.Ayrıca Fransız işgal kuvvetleri komutanları Villi ve Norman'ın işğali genişletmek için Diyarbakır,a geçişleri Siverek'te başta Cudi paşanın ve diğer aşiret reislerinin akıllı ve kahramanca davranışları sonucu akim kalmıştır. Siverekliler gerek kendi kurdukları Müdafa'i Hukuk cemiyetlerine gerekse Kuvai Milliye teşkilatına bütün güçleriyle destek olmuşlardır.1919 yılında Siverek Müdafa'i Hukuk cemiyeti,Siverek müftüsü Yeşilbaş Osman Efendi'nin evinde yapılan bir toplantının sonunda oluşturuldu.Bu toplantıya Cudi Paşa,Mahmut Efendi,Şaraptullu Ömer Ağa,Ramazan Ağa oğlu Mehmet,Küçük Ömerlerin Rüştü,Bekir Köran,Karahanlı Şeyhmus ve Refik Bey katılmışlardır. Daha sonra Siverek Müdafa'i Hukuk cemiyetinin başına Cudi Paşa getirilmiştir.
Siverek Müdafa'i Hukuk cemiyeti üyeleri; Başkan:Cudi Paşa üyeler: Odabaşızade Mahmud Efendi(Meclis-i Mebusan Üyesi), Ramazanoğlu Mehmet Ağa, Re'fet Bey , Karahanlı Şeyhmus, Molla Şeyh, Şaraptullu Ömer Ağa Bu cemiyetin kuruluşundan sonra Kuvay-ı Milliye Heyetlerine daha düzenli bir şekilde yardım yapılmıştır. Sivas Kongresi'nden sonra oluşturulan Heyet-i temsiliye ile irtibata geçerek Milli Mücadeledeki görevlerini harfiyyen yerine getirmişlerdir.Özellikle Urfa'nın kurtuluşunda en büyük cephane , ilaç ve diğer savaş ihtiyaçları Siverek Müdafa-ı Hukuk Cem'iyetince yerine getirilmiş ve Siverekliler bu konuda hiç bir fedakarlıktan kaçınmamışlardır.Ayrıca Fransızların Güneydoğuyu işgallerini protesto ederek telgraf çekmişlerdir.İşgal devletlerinin yaptıkları haksızlıkları protesto eden ve çevredeki Aşiret reisleri tarafından imzalanan telgraf aşağıdadır. SİVEREK'LİLERİN FRANSIZLARI PROTESTO TELGRAFI "Kırk günden beri Urfa da bulunan Fransız Kuvayi işgaliyesi ile karşı karşıya bulunmaktayız.Ülkeyi hertürlü yabancılar işgal ve istilasından kurtarmak düşüncesi ile silaha sarıldığımız halde, burada karşımızda bulunan kuvvetin eski dost bir ulusa mensub olması ve Fransız töresi ve uygarlığının ülkemizde oluşturmuş olduğu bilgi sonucu kendilerine karşı şiddet göstermiyoruz.Dostça başlatılmış tekliflerimize karşı kumandan tarafından bir emir olmadıkça, bu yöreyi terk etmeyeceklerini bildirmekte ve size baş vurmada emir üretme lüzumunu söylemektedir.İstediğimiz işgalin kaldırılışından ibaret olduğuna göre, uluslara fikir özgürlüğü bırakan ve artırmaya çalışan, uygar Fransa'nın uygar kumandanı sıfatıyla bir an önce ülkemizin boşaltılış emrini kumandanınıza emretmenizi ve bizi de bilgili eylemenizi, boşuna kan dökülmemesini rica eyleriz."
Telgrafın altında imzası bulunanlar:
Bucak aşireti başkanı Mehmet Ramazan Milli aşireti başkanvekili M.Emin Odabaşı Baziki aşireti başkanı Bekir Arus Badıllı aşireti başkanı Said Şeyhanlı aşireti başkanı Hacı Ömer İzollu aşireti başkanı Zülfikar Anze aşireti başkanı Haçım Dögerli aşireti başkanı Bekir
Kendileri ile konuştuğumuz Siverek'in ileri gelenleri ve yaşlılar "Urfa savaşına yaklaşık 1000 Sivereklinin katıldığını ve 800 kişilik bir gücün de Siverek'te sürekli hazır bulundurulduğunu" belirtmişlerdir. Urfa'nın kurtuluşuna katılan Sivereklilerden, adlarını belirliyebildiklerimizden bazıları şunlardır.
Ramazanoğlu Mehmet Ağa (Bucak), Odabaşızade M.Emin Bey, Mehmet Sakıp Bey(Gürmen), A.Kadır(Karakeçi), Ali Mıho(Şeyhanlıoğlu), Cerrah Zore (İşcanlı), Rüştü Küçükömer (Küçükbayrak), Saadettin Bey (Uğurlu), Şıh Ramazan (Karahan) Remtelebe (Ramazan Göktaş), Ömeroğlu Osman Nebo, Mustafa Peçe,Hancı Zılfo, Necarların Polis Ziya, Bozan Ağa,Karahanlı Paşa, Mustafa ve İbrahim Turan (Köran), Dögerli Bekir Beg, Siverekli Bahri, Acemoğlu Hüseyin Bey ve daha niceleri.
Urfalılar kahramanlıkları nedeniyle Siverekli Bozan Bey üzerine bir de Türkü yakmışlardır.(Bu gün maalesef sözleri değiştirilerek söylenen Sivrekli Bozan Ağa türküsünün aslı şöyledir.)
Akabe boğazından atlayamadım Cephanem döküldü toplayamadım Bir kaç Fransızı paklıyamadım
Yürü yürü Bozan beyim yürü Çetelerin gidiyor önü sıra yürü
Hastahane tılfındır karşıya karşı Kafir Fransızın bomba ateşi Milli çetelerin süngü takışı
Yürü yürü Bozan Ağam yürü Çetelerin gidiyor önü sıra yürü Fransızın başında kırmızı fesler Atılıyor bombalar gelmiyor sesler Hocerin başına üşümüş ye'isler
Yürü yürü Bozan Ağam yürü Çetelerin gidiyor önü sıra yürü
Akabe boğazından atlayamadım Cephanem döküldü toplayamadım Beş on Fransızı paklıyamadım
Yürü yürü Bozan beyim yürü Çetelerin gidiyor önü sıra yürü
Şebeke dağları yüce yüce dağlar Fransız askeri hüngür hüngür ağlar Saco oturmuş yarasını bağlar
Yürü yürü Bozan beyim yürü Çetelerin gidiyor önü sıra yürü
Şebeke dağından hopladım durdum Cephanem döküldü topladım geldim Beş on fransızı pakladım gedim
Yürü yürü Bozan beyim yürü Çetelerin gidiyor önü sıra yürü
SİVEREKTE TARİHİ ESERLER VE CAMİLER
amiler,müslüman toplumların en önemli inanç göstergeleridir. Siverek'te tarihin çeşitli dönemlerinde çok çeşitli milletlere mensup toplumlar yaşamıştır.Fakat müslümanların Siverek'i fethinden sonra genellikle Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde camilere önem verilmeye başlanmış ve ilk olarak daha önce kilise olan bir kısım mabedler camiye çevrilmiştir.Keşkül isimli el yazma eserde şöyle denilmektedir. "kiliseden muhavvel camii kebiri vardır." Ulu camiinin sonradan yapılan minaresi hakkında ise aynı eserde "Beni artuk devletinin ecdadı bulunan Karaaslan,Siverek camii kebirinin minaresini 982 tarihinde yaptırmıştır ki minare kapısının üzerine arabi ibareler ile ve minarenin şark tarafında sokağa doğru ve 5 metre yüksek mevkiinde rakamla 982 tarihini taşa hak etmiştir. "diye bahseder.Dört kare ayak ( 120x120 ebadında ) üzerine oturtulmuş altı küçük kubbeden meydana gelmiştir.Cami duvarlarının kalınlığı ise 1.20 cm'dir Cami Siverek tarihinin bir dönemini gözler önüne sermektedir. Diğer tarihi camiler ise şunlardır Hasan Çelebi camii, Gülabibey camii, Hüseyin Çeribaşı camii(Sulu camii). "Keşkül" isimli eserde Kasım Paşa isimli bir camiden bahseder.Eserde "Siverek Hasançelebi camii,Gülabibey camii ve Kasım Paşa camii gibi mebani-i hayriye o zamanlar Siverek müsellimliklerinde (Osmanlı İmparatorluğunda vilayet teşkilleri yapılıncaya kadar eyalet bölümlerinde vali adına iş gören kimse ) bulunan zevatın hayratı olarak yaptırılmıştır.Maateessüf şimdi Kasım Paşa medresesi ve Kara Camii harebe olup, yerleri hanelere tebeddül ettiğinden mevkiinde değil, namlarından bile eser kalmamıştır."
ULU CAMİİ
Vakıflar Genel müdürlüğünün incelemelerine göre Selçuklu dönemine ait bir eserdir. KEŞKÜL'e göre Ulu Cami kiliseden çevrilmiş olup doğu kapısında 982 tarihi yazılıdır. Ulu Camii minaresinin üzerindeki kitabe- den alınan bilgiye göre 586 yıllarında minare bir tamirat görmüştür. Minareyi Hamdullah Bey isminde bir zat yaptırmıştır.
GÜLABİBEY CAMİİ
Osmanlı Valilerinde Gülabibey tarafından hicri 1211 (M.1701) tarihinde yaptırılmıştır.Aynı zat görev yaptığı Halep ve Erzincan'da da aynı isimde camiler yaptırmıştır.Caminin minaresi 1955 yılında "Siverek Camileri Onarma ve Yaşatma Derneği" tarafından yaptırılmıştır.Daha önce caminin ahşap olan kubbesi 1957 yılında aynı dernek tarafından onarılmıştır.
SULU CAMİİ (HÜSEYİN ÇERİBAŞI CAMİİ)
Halk arasında Sulu Cami olarak bilinen mabedin asıl adı Hüseyin Çeribaşı Camii'dir. Siverek Çeribaşısı Hüseyin Paşa tarafından yaptırılan caminin yapılış tarihi tam olarak bilinmemektedir. Asıl yapısı uzun lüle kubbeli iken, 1305 (1889) yılında Siverekli Osman Paşanın annesi tarafından öndeki kemerli eyvanıyla beraber şimdiki haline getirilmiştir.
HALİLİYE CAMİİ
Cami 1281 (1861) tarihinde Çerkozadelerden Hacı Halil Ağa tarafından yaptırılmıştır.Caminin giriş kapısı üzerindeki taş oyma üzerinde tarihini belirleyen iki mısralık şiirde tarih düşürülmüştür. Çünkü oldu bu haliliye tamam Lafzı "Fariğ" oldu tarih ey hümam yazılıdır. Şiir ebced hesabıyla hesaplandığında caminin yapılış tarihi 1281 çıkar.
Diğer Camiler ise şunlardır;
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||