SİVEREK FOLKLÖRÜ

                                                                               HALK MÜZİĞİ

 

Siverek yöresine ait bir çok türkü vardır. Ancak kayıtlara geçirilmedikleri için zaman içinde bazıları unutulmuş, bazıları da başka yöreler tarafından sahiplenmişlerdir. Siverek yöresine ait türkülerinin çok az bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. 25-30 yıl önce radyodan sık sık "Şimdi bir Siverek türküsü dinleyeceksiniz" anonsu yapılırdı. Ayrıca Siverek, Diyarbakır’a yakın ve Şanlıurfa’ya bağlı ilçe olduğu için bazı türkülerin yöreleri yazılırken “Diyarbakır yöresi” ya da “Şanlıurfa yöresi”ne ait  olarak kaydedilmiştir.

Müzikle uğraşan yaşlı Sivereklilerle yaptığımız görüşmelerden de  elde ettiğimiz bilgilere göre, bazı parçaların unutulduğunu gördük. Bu parçalar neredeyse kaybolmak üzeredirler.

Siverek ve çevresinde yapılacak araştırmalarda gün yüzüne çıkmamış  türkülerin bulunacağı ve bu konuda orijinal derlemelerin yapılabileceğine inanıyoruz. Siverek’te, geçmişte halk müziği ile uğraşan ve hayatta iken kendileri ile görüştüğümüz, ancak şimdi aramızda olmayan merhum (Bandocu) Mehmet Öcal, Şeyhmus Harran ,(Taşçı) Koç Ali Alur , Mahmut Hamidanoğlu, Abbas Gergez, olmak üzere halk müziğine gönül vermiş pek çok sanatçı bulunmaktadır. Bunlarla yaptığımız görüşmelerden elde ettiğimiz bilgiler doğrultusunda Siverek yöresine ait bir çok türkü tespit ettik. Bir kısmı TRT repertuarlarında kayıtlı, bazıları yaşlı insanların dillerinde hala söylenmekte, bazıları da  eski makaralı ses cihazlarının tozlanmış şerit kasetlerinde kayıtlı,(bu kayıtların bir kısmı bizde muhafaza edilmektedir.) çoğu da maalesef sahipsizlikten yok olup gitmiştir. Bu türkülerden ulaşabildiklerimizi kayıt altına alma düşüncesiyle onları bu kitapta sizlere sunmayı bir görev bildik.

Türkülerin, her yerde olduğu gibi Siverek'te de yaşanmış acı, ayrılık ve hasret dolu öyküleri vardır. Bu türküler, toplumun sevinçlerini, kederlerini, geleneklerini, toplumsal hafızalarında  unutamadıkları önemli olayları ve daha bir çok hatırayı dile getirirler. Siverek’teki türkülerimizden bir kaçının öyküsü şöyledir.

 

SİVEREK YAŞ ÜZÜMÜ

                                            

           Hikayeyi derleyen: Ramazan Özgültekin

 

Diyarbakır’ın, “Arpa orağa geldi” türküsünün bir başka versiyonu olan   “Siverek yaş üzümü” türküsünün içeriği "sevda" dır. Yörede meşhur olan üzüm ve tahıl, sevgiliye kavuşma sembolü haline getirilmiştir. Sanatçı, Siverek'in yörede meşhur olan yaş üzümünü kendi sevdası ile özdeşleştirip bir türkü haline getirmiştir. Türkülerimizde sevgili yoluna canlar erir, göz yaşları dökülür ,dizelerde ciğer yakan bu sevdaların dumanı tüter.

            Ali, Zeyno’yu deliler gibi sever, tırnağının taşa değmesini istemez. Ama hayat bu,  herkes geçim derdinde, kırsal alanda tüm aile fertleri çalışmak zorunda. Ailesi de  Zeyno’yu tarlaya, bağa, ekin biçmeye göndermektedir. Ali dokunmaya kıyamadığı Zeyno’sunun  bağ ve tarla yollarında nazik ellerinin ve ayaklarının incinmesine dayanamayarak üzüntüsünü dizelere döker..

 

 

                    SİVEREK YAŞ ÜZÜMÜ

 

Kimden alındığı: Selahattin Erkan

Derleyen : Ankara Devlet Konservatuvarı[1]

 

     Siverek yaş üzümü oy oy oy oy

     Bağlayın sağ gözümü oy oy sebebim

     Dediler yarin gelmiş oy oy oy oy

     Açın bağlı gözümü oy oy sebebim

 

    Arpalar kara kılçık oy oy oy oy

    Dama çıkma baş açık oy oy sebebim 

    Eğer beni sevisen oy oy oy oy  

    Al bohçanı yola çık oy oy sebebim

   

    Arpalar dize kadar  oy oy oy oy

    Yarim gel bize kadar  oy oy sebebim

    Sana çorap öreyim  oy oy oy oy

    Topuktan dize kadar  oy oy sebebim

 

                                 CEMİL

 

Hikayeyi Derleyen:Ramazan Özgültekin

 

Siverek'in meşhur türkülerinden biri de "Cemil" isimli türküdür. Bu türkünün günümüze kadar gelen öyküsü şöyledir.

Siverek'te  Fatma isimli bir genç kız, yakışıklılığıyla nam salmış ve genç kızların yüreğini yakan Cemil’e sevdalanır. Ancak Cemil'in bundan haberi yoktur. Zamanla Fatma'nın Cemil'e olan sevdası dillerde dolaşmaya başlar. Fatma bu sevda yüzünden günden güne erir. Sonunda bu haber Cemil'in kulağına gider ve bir gün Fatma ile karşılaşır. Karşısında  güzeller güzeli bir kız görür. Cemil de Fatma’ya sevdalanır. Aileleri evlenmelerine engeller çıkarır. Sevda acısına dayanamayan Cemil hastalanır. O dönemin ileri gelenleri araya girip, Fatma ile Cemil'i evlendirirler. Cemil'in sevdası öylesine alevlenmiştir ki, yüreğindeki kor sönmez ve ince hastalığa (verem) yakalanır. Bir müddet sonra dünyadan ve Fatma’sından ayrılır, Fatma'nın dünyası kararır. Cemilini kaybetmiştir. Cemil’e ağıtlar yakar, türkülerle çağırır.

       Fatma daha sonraki hayatında  birbirini seven gençlerin düğünlerinde hem onları sevindirmek hem de Cemil’i yad etmek için def çalar, maniler söylerdi. Çoğu zaman da  söylediği manilere  müzik uyarlayarak çeşitli türküler meydana getirirdi. Bundan sonra halk arasında "Tefçi Fatma " diye anılmaya başlar. Tefçi Fatma’nın söylediği bu türkülerin çoğu maalesef unutulup gitmiştir.. Ancak kendi sevdası olan “Cemil” türküsünü her düğünde ve her zaman söylediği için bu türkü halka mal olup  günümüze kadar gelmiştir.

 

            CEMİL

 

            Kaynak: Tefçi Fatma 

 

Kormişkanda bir kuş var Cemil

Kanadında gümüş var Cemil    

Alo gitti gelmedi Cemil     

Elbet bunda bir iş var Cemil 

 

            Anan öle Cemil

            Baban öle Cemil

            Öksüz kalasan Cemil 

            Benim olasan Cemil Cemil

Bavuş yolu incedir Cemil      

Ne karanlık gecedir Cemil    

Yastık kurbanın olam Cemil     

Yar yatışı nicedir Cemil     

            Anan öle Cemil,

            Baban öle Cemil,

            Yetim kalasan Cemil,Cemil.  

            Benim olasan Cemil, Cemil.

 

Mahreke urdım ata Cemil

Kağ gıdağ Eyvanat’a Cemil

Genç ömrümü çürüttüm Cemil

Yalavız yata yata Cemil

 

            Anan öle Cemil,

            Baban öle Cemil,

            Yetim kalasan Cemil,Cemil.  

            Benim olasan Cemil, Cemil.

 

 

 

    

BİR CİĞARA İÇ OĞLAN

 

Hikayeyi derleyen: Ramazan Özgültekin

 

Dillerden düşmeyen türkülerimizden birisi de "Bakkal Mahmud’un Kızı"dır. Bu türküde Siverek'e ait yer adları, yörenin şivesi ve deyimleri bulunduğu için başka yörelere mal edilmesi mümkün olmamıştır.

Siverek'in meşhur mevkilerinden biri  Hacı Pınar düzünde dükkanı olan Bakkal Mahmud'un güzel mi güzel, bir kızı vardır. Olayın yaşandığı dönemde Siverek'te bulunan Süvari alayında askerlik görevini yapan bir genç Hacı Pınarındaki Bakkal Mahmud'un dükkanının önünden geçerken, babasına yardım için dükkanda bulunan kızı  görünce yerinde mıhlanır kalır. Gözü kızdan başka bir şey görmez olur. Kız da bunun farkına varır. Asker bundan sonra sık sık alış veriş bahanesi ile dükkana uğrar. Artık her gün bir bahane ile oradan gelir gider. İki genç birbirlerine vurulmuşlardır. Gençlerin tavırları komşularında dikkatini çeker. Kızın babası da işin farkına varır. Asker, kızı babasından ister. Ancak bu yabancı gence verecek kızı yoktur. Babası vermez. Kız derdini türküye döker ve oğlana "Şimdi söyleyeceklerimi duyunca üzülmemesi için" "Bir cıgara (sigara) iç oğlan" iç ki, üzüntün biraz azalsın "Gel kapıdan geç oğlan" "Beni sehen (sana) vermezler" boşuna uğraşma beni sana vermezler. Bu sevdaya dayanamazsın, erimeni ve yıkılmanı istemiyorum, "Bu sevdadan geç oğlan" diye sevdiğinin kendisinden umudunu kesmesini ister. Oğlan ise, içindeki sevda ateşini “Hacı pınarın düzü-Felek ayırdı bizi” deyip kızı vermeyen anne babayı Felek’e benzeterek sitemini dile getirir. “Bakkal Mahmud’un Kızı- Yaktı yandırdı bizi” dizeleriyle, bu sevda ateşinin yüreğini yakıp kavurduğunu dile getirir. Kız ise, oğlanın kendisine de sitem ettiğini zannederek “Oğlan seni seviyem-Kimselere demiyem” diyerek oğlana sevdalı olduğunu belirtir. “Anam babam vermiyor da- Onlara edemiyem” sözleriyle, istemeyenin kendisi olmadığını, anasının babasının vermediğini ve onlara da gücünün yetmediğini anlatmaya çalışmaktadır.        

Nihayet babasının kızı vermeyeceğini anlayınca kızla anlaşarak kaçmaya karar verirler. Sözleştikleri bir gece kızı atına attığı gibi kaçırır ve kendi memleketine götürür. Araya yıllar girer. Çoluk çocuk derken barışırlar. Daha sonra Ş.Urfa'nın Ceylanpınar ilçesine yerleşirler. Hayatlarının sonuna kadar burada yaşarlar.

 

 

            HACI  PINARIN DÜZÜ

 

Bir cıgara iç oğlan

Gel kapıdan geç oğlan

Beni sehen vermezler de

Bu sevdadan geç oğlan dıgel gel.

 

Hacı pınarın düzü

Felek ayırdı bizi

Bakkal Mahmudun kızı da

Yaktı yandırdı bizi dıgel gel.

 

Oğlan seni seviyem  

Kimselere demiyem

Anam babam vermiyor da

Onlara edemiyem dıgel gel.

Kekliğim avla beni

Dağlara salma beni

Gece yanında uyut

Gündüzler bağla beni digel gel

 

 

EVLERİNİN ÖNÜ YOLDUR YOLAKTIR

 

 

Bu türkü,  Siverek’ten Mehmet Çelikkanat  ve Faruk Uğurlu  tarafından yapılmıştır. Mehmet Özbek tarafından derlenip notalanmıştır.[2]

 

 

Kaynak : Mehmet Çelikkanat-Faruk Uğurlu

Makamı: Uşşak

Derleyen : Mehmet Özbek

 

 

Evlerinin önü yoldur yolaktır

Başımıza gelen dektır dolaptır

Ellerin huriyse benim melektir

Ben yarime neler neler alayım

 

Ben yarime neler neler alayım

Ben yarime ipek mendil alayım

Darılmışsa gidip hatrın sorayım

Ayrılığa yoktur benim dayağım

 

Evlerinin önü kahve dibegi

Dibege vurdukça oynar yüregi

Ne sen gelin oldun ne ben güvegi

Ben yarime neler neler alayım

 

Ben yarime neler neler alayım

Ben yarime ipek mendil alayım

Darılmışsa gidip hatrın sorayım

Ayrılığa yoktur benim dayağım

 

Evlerinin önü bulğur sokusu

Yel estikçe gelir yarin kokusu

Yarim küçük kendi cilve kutusu

Ben yarime neler neler alayım

 

Ben yarime neler neler alayım

Ben yarime ipek mendil alayım

Darılmışsa gidip hatrın sorayım

Ayrılığa yoktur benim dayağım

 

 

 

 

  

MERYEMMİ

 

Kaynak: Mahmut Hamidanoğlu[3]

 

Altının ufağıyam                       Meryemé Meryemé

Siverek uşağıyam                     Çaw reşşé Meryemé

Nerde bir güzel görsem            Meryemé Meryemé

Ben onun aşığıyam                   Çaw reşşé Meryemé

 

Elma dalda dal yerde               Meryemé Meryemé

Bülbül ötmez her yerde             Çaw reşşé Meryemé

Felek bizi ayırdı                        Meryemé Meryemé

Her birimiz bir yerde                Çaw reşşé Meryemé

 

Siverek iki yoldur                     Meryemé Meryemé

Biri sağ biri soldur                    Çaw reşşé Meryemé

Sağına kurban olam                 Meryemé Meryemé

Yarın gittiği yoldur                   Çaw reşşé Meryemé

  

 

GÜLLÜ GİDER BOSTANA

 

Kaynak: Milli kütüphane aşivinde ses kayıtları ile birlikte mevcuttur.

 

Güllü gider bostana

Gül doldurur fistana hey

Korkarım yağmur yağar

Mavi çarçaf ıslana hey

 

Aman gülüm yar gülüm   

Doldur bade ver gülüm

Sensin bu dağın gülü hey

Heeey gülü gülü hey

 

Elindeki nar mıdır

Koynundaki yar mıdır hey

Doğru söyle güzelim

Benden başka var mıdır hey

 

Aman gülüm yar gülüm

Doldur bade ver gülüm

Sensin bu dağın gülü hey

Heeey gülü gülü hey

 

Elindeki nar ise

Koynundaki yar  ise hey

Gençliğime doymiyim

Senden başka var ise hey

 

Aman gülüm yar gülüm

Doldur bade ver gülüm

Sensin bu dağın gülü hey

Heeey gülü gülü hey

 

 

 

 

ÇUBUĞU ASMA YARİM  (U.H.)

 

Kaynak :  Milli kütüphane aşivinde ses kayıtları ile birlikte mevcuttur.

 

Çubuğu asma yarim

Anadan yosma yarim         

Bilsen yine huyundan

Selamın kesme yarim

Aman dayanamam

 

Elde fincana kurban    

Kolda mercana kurban

Alem mala maliktir

Bende bir cana kurban

Aman dayanamam

 

Sabah oldu uyan yar

Beni dertli koyan yar

Ellerin gözü için

Göze olam diken yar

Aman dayanamam

 

Gidin bulutlar gidin

O yare haber edin

O yar uykuda ise

Uykusun haram edin

Aman dayanamam

 

 

EVLERİNDE  MAKİNE

 

Kaynak: Mehmet Öcal[4]

 

                 Evlerinde Makine

Yavrum    Kalk gidelim hakime

                 Beni baştan çıkaran

Aman       Siverekli Sakine

Aman       Bir o yandan bir bu yandan

Yavrum    Zülüf gerdan yaylasından

 

                 Degirmen üstü çiçek

Yavrum    Orak getirin biçek

                 Beni baştan çıkaran

Aman       Siverekli gül çiçek

Aman       Bir o yandan bir bu yandan

Yavrum    Zülüf gerdan yaylasından 

 

                 Çarçaf sarmış lacivert

Yavrum    Bir oğlan sevmiş çok mert

                 Siverek’ten yar seven

Aman       Alır başına bin dert

Aman       Bir o yandan bir bu yandan

Yavrum    Zülüf gerdan yaylasından

 

ELMA  YANIM  (U.H)

 

Bu uzun hava, Halk arasında “Taşçı Koçali” olarak tanınan merhum Koçali Alur tarafından, söz,müzik ve  derlemesi yapılarak plağa okunmuştur.[5]

 

Kaynak: Koçali Alur (Taşçı Koçali)

 

Elma yanım Elma yanım

Kibar kızarmış elma yanın yar yar

Oğul nasıl yatayım toprağa yar yar

Vala bu dünyadan murad almadan yar yar

Hain elinden yar yar

 

Güle damlar güle damlar

Kibar gül soyudur güle damlar

Oğul yanağı gül dudağı bal yar

Vala ne biter güle damlar

Hain elinden yar yar yar yar

               

 

SİVEREK  ASMASIYAM

 

 Kaynak: Abdurrahman Kepekçi

 Makam: Uşşak

 Derleyen: İbrahim Tatlıses[6]

 

Siverek asmasıyam                   Lé gıdé ğeydoke

Sümerın basmasıyam               Şirıné şemamoké

Ané doktor getirme                  Bejnate zırawé

O yarın hastasıyam                  Mina şıtlé tü’üké

 

Bu kala ne kaladır                    Lé gıdé ğeydoke

Etrafı kerbeladır                      Şirıné şemamoké

Ölüm Allah’ın emri                   Bejnate zırawé

Ayrılık ne beladır                      Mina şıtlé tü’üké

 

  

SİYAH  SAÇLAR YAN OLUR (SEVİM)

 

Kaynak: Abdurrahman Kepekçi

Makamı: Uşşak

Derleyen: Halil Kendirli[7]

 

Siyah saçlar yan olur                Sevım Sevım yıkılsın evın

Görenler heyran olur               Eller kınalı Sevım

Sevım senın yüzünden               Gözler sürmelı  Sevım

Kavga degıl kan olur               Anasının bir tanesı

Sevım Sevım yıkılsın evın

 

Deniz dalğasız olmaz                Sevım Sevım yıkılsın evın

Gençlığ sevdasız olmaz            Eller kınalı Sevım

Siverek’ten yar sevenın            Gözler sürmelı  Sevım

Başı belasız olmaz                    Anasının bir tanesı

                                                 Sevım Sevım yıkılsın evın

 

 

 

SİYAH  ZÜLFÜN  TELLERİNE

 

Kaynak: Sakıp Çepik

Makamı: Hicaz

Derleyen: Muzafer Sarısözen[8]

 

Siyah zülfün tellerıne

Muhabetın yellerıne

Kurban olam dillerıne

Canım yar Ruhum yar hayranın var

Yar senın kaşın yar senın gözün kapkara

Kapkara gönlüm yara

 

Daha gençken benım yaşım

Bak ağardı saçım başım

İncı gıbı senın dişın

Canım yar Ruhum yar hayranın var

Yar senin kaşın yar senin gözün kapkara

Kapkara gönlüm yara

SÜRME  ÇEKMİŞ  GÖZLERİNE

 

Kaynak: Ayşe Şan

Makamı: Uşşak

Deleyen : Nuri Sesigüzel[9]

 

Sürme çekmış gözlerıne

İnandım yar sözlerıne

Mail oldum gözlerıne

Ah lé Cemo Vah lé Cemo

Ez Kurbana bejna temo 

Vah lé Cemo lé lé Cemo Lé lé lé Cemo

 

Altın takam gerdanına

Senı sarayım canıma

Koşa koşa gel yanıma

Ah lé Cemo Vah lé Cemo

Ez Kurbana bejna temo

Vah lé Cemo lé lé Cemo Lé lé lé Cemo

 

Sil gözünden sürmelerı

Çöz gögsünden dügmelerı

Göreyım gül sinelerı

Ah lé Cemo Vah lé Cemo

Ez Kurbana bejna temo

Vah lé Cemo lé lé Cemo  Lé lé lé Cemo

 

 

 

BU PINAR EŞME PINAR[10]

 

Kimden Alındığı: Sadun Çelik

Derleyen : Mehmet Özbek

 

Bu pınar eşme pınar

Yaramı deşme pınar

Yar yanına gelende

Su ver konuşma pınar

             Vay bana hele hele bana

  Bende kurbanam sana

Bu gece buralıyam

Ne bahtı karalıyam

El beni aşık sanar

Yürekten yaralıyam

          Nakarat

Bu gece uymamışam

Ser yere koymamışam

Yastık kurbanın olam

Ben ona doymamışam

 

 

Vay bana hele hele bana

Bende kurbanam sana

 

 

Karakeçide Kıl çadır iç Süslemeleri

 

 

Karakeçide Bey Çadırı

 

 

 

Evlerde ve Sohbet Meclislerinde Neler Yapılırdı

 

Siverek tarih boyunca medeniyetlerin yatağı olan Mezopotamyada yer aldığı için  bu coğrafyanın  zengin  folklörüne  sahiptir. Pek çok iç ve dış göçlere sahne olan bölgede değişik kültürlerin izlerine hemen her alanda rastlamak mümkündür. 

Siverek, Cumhuriyetten önce ve sonrasında, kent kültürüne aşina, eğitim düzeyi yüksek bir nüfusa sahipti. Bu kitle içinde musiki, el sanatları, halk hikayelerinin sazsız söyleyicileri (Dengbejler), şairler, maniciler, çalgıcılar, masal anlatıcıları ve daha niceleri vardı.

Bunlardan çalgıcılar, evlenme, sünnet ve özel günlerde davul zurna   başta olmak üzere cümbüş, bağlama, dabruka, zil defi, rubap, tambura gibi çeşitli müzik aletlerini çalarak sanatlarını icra ederlerdi. Halk arasında “tambura” denilen 9 perdeli ve üç telli halk müziği sazını çalanlar ise, genelde belli dönemlerde mahallelerin geniş alanlarında tambura meydanlarını şenlendirirlerdi. Saz eşliğinde ya da sazsız sadece sözlü olarak atışırlardı. Bu meydanlarda çeşitli maniler ve türküler çalıp söyleyerek toplananlara müzik ziyafeti çekerlerdi.

Ayrıca değişik  giysiler giyen erkeklerin oynadığı ve adına" KÖÇEKÇE" denilen halk  oyuncuları vardı. Diğer bir grup ise, halk hikayelerini söyleyenlerdir. Bunlar özel günlerde veya kış gecelerinde sohbet meclislerinde saatlerce şiirlendirdikleri halk hikayelerini sesleriyle ve kendilerine özgü makamlarda söylerlerdi.

1970'li yıllara kadar Siverek'te halk arasında çok güzel ve yerleşik bir adet vardı. Yakın akrabalar komşular, dostlar ve gençler büyük odalarda toplanırladı. Benzerlerine günümüzde rastlanmakta ise de, eski oda canlılığı kalmamıştır. Şimdi televizyon artık bütün evlerin, meclislerin sohbet yetkisini elinde bulundurmaktadır. Bu odaların baş köşesinde  alimler, yaşlılar ve aile büyükleri otururdu. Çeşitli yiyecekler, kuru yemişler, çiğ köfteler  ve  çaylar yiyilip içilirdi. Daha sonraki saatlerde, hüneri olanlar, hünerlerini gösterirlerdi. Çevrede ne gibi hal ve haberler var ise orada anlatılırdı. Daha sonra varsa alimlerden sorular sorulur cevaplar alınırdı. İleri gelenlerden sorunlara  çözümler istenirdi. Herkes hünerini gösterdikten sonra, halk aşıkları “mesele”ler söylerlerdi. Önemli olayları kendi tarzlarıyla türkü halinde söyleyen “Dengbej ”lere sıra   gelirdi.

Bu sohbet toplantıları her hafta bir evde yapılırdı. Genellikle maddi durumu iyi olan evlerde  daha sıkça yapılırdı.  Siverek'teki maniciler ise, özel bir yeteneğe sahip olan ve toplumun sünnet, nişan, sohbet, düğün ve özel toplantılarında, içinde bulundukları ortama uygun olarak irticalen (doğaçlama) söyledikleri veya daha önceden ezberledikleri halk manilerini söyleyip insanları hem  eğlendirir hem de düşündürürlerdi. “Mesele” ve “hikaye” anlatanar ise genellikle uzun kış gecelerinin  daha güzel ve daha neşeli geçmesini sağlarlardı.

 

 


 

[1] TRT Müzik Dairesi Yayınları, THM Repertuarı, No:1843

[2] TRT Müzik Dairesi Yayınları, THM Repertuarı, No:2188

[3] Ramazan Özgültekin arşivi

[4] Ramazan Özgültekin arşivi

[5] Ramazan Özgültekin Arşivi

[6] Şanlıurfa Halk Müziği, Abuzer Akbıyık, Sabri Kürkçüoğlu, Salih Turhan, Osman Güzelgöz, Kubilay Dökmetaş, Şanlıurfa Valiliği Kültür Yay., Cem Veb Ofset, 1999 Ankara, s.428

[7] Şanlıurfa Halk Müziği, a.g.e. s.429

[8] Türkü,TRT Müzik Dairesi Yayınları THM Repertuarından alınmıştır. 581 nolu türküdür. 

[9] Şanlıurfa Halk Müziği, a.g.e.  s.432

[10] -TRT Müzik Dairesi yayınları THM Repertuarının 2655 nolu türkü