İLK ÇAĞ TARİHİ

        Anadolu’da bilinen ilk tarihi devir Taş Devridir. Madenlerin bilinmediği bu çağ, Eski ve Yeni Çağ Taş Devri (Paleolitik ve Neolitik) olmak üzere ikiye ayrılır. Bu devri Kalkolitik  dönem (Bakır-Taş dönemi) izler. Bu dönemde basit olarak bakır aletler kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonra Tunç Çağında bakır ve kalay karışımıyla daha dayanıklı hale getirilmiş madeni eşyalar yapılmaya başlanmıştır. Tunç çağı  erken , orta ve geç olmak üzere üçe ayrılır.

 Erken Tunç Çağ   : M.Ö. üçüncü binin büyük bölümünü kapsar

Orta Tunç Çağı      : M.Ö. ikinci binin ilk dönemidir.

Geç Tunç Çağı       : Hitit belgelerinin aydınlattığı yüzyıllara karşılık gelir ve Hitit İmparatorluğunun yıkılmasıyla sona erer.

            Siverek çevresinde yapılan kazı çalışmaları bölgenin ilk çağ tarihi hakkında bilgiler vermektedir. Ancak yapılan kazı çalışmalarının az oluşu dolayısıyla bugün için Siverek tarihi tam olarak aydınlatılamamıştır. Bununla beraber az sayıdaki kazı çalışmalarından ve yüzey araştırmalarından (Hassek Höyük, Çavi Tarlası, Göktepe Höyüğü, Toprakkale Höyüğü, Çomak Höyük gibi) Kalkolitik dönemle ilgili önemli bilgiler ortaya çıkarılmıştır.

Hassek Höyük’te[1] Yapılan kazı çalışmaları burada yaşayan kavimler hakkında bilgi vermektedir. Yapılan kazılar sonucu “Anadoludaki ilk Sümer yerleşmesinin” burada olduğu ortaya çıkarılmıştır.

           

Adı geçen kazılarda M.Ö. 3400’lü yıllarda Hassek Höyük ’e gelen göçmenlerin tümüyle Güney  Mezopotamya  geleneğine bağlı konutlar yaptıkları saptanmıştır. Taş temeli olan konutların kerpiç duvarları tıpkı Güney Mezopotamyadaki Uruk  yerleşmesindeki gibi pişmiş topraktan mozaik çivilerle bezelidir. Sokaklar yuvarlak çakıllarla kaplıdır. Yerleşme bir sur içerisindedir.

Siverek Azıklı (Nisibin)  Köyüne  500 metre uzaklıkta Hassek Höyük ’ün  4,5 Km Doğusunda Yassı Höyük (Çavi Tarlası ) Kalkolitik Çağa[2] tarihlenen  Tek Kültür evreli Tel Halaf Kültürü  tipi bir yerleşme olduğu anlaşılmıştır. [3]

 

 

 

Siverek’teki kazılar sırasında ortaya çıkarılan buluntular

Şanlıurfa Müzesinde  sergilenmektedir.

 

            Kazı çalışmaları sonucu Höyüklerden ve yüzey araştırmalarından elde edilen bilgiler Siverek ve çevresinde yaşamın M.Ö. 5000-3500 yılları arasında başladığını ortaya koymaktadır.

 

 

 

 

Siverekte Yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen buluntular (Şanlıurfa Müzesi)

 

 

 

Siverek aekeolojik kazılarında çıkarılan buluntuların çizimleri (TAY ‘dan)

  

SİVEREK İLÇESİ SINIRLARI İÇERSİNDE YAPILAN ARKEOLOJİK KAZILAR VE ÖREN YERLERİ

 

 

 

AĞAÇLI TARLA KAZISI

 

Siverek İlçesi, Çaylarbaşı Bucağına bağlı Hassek Höyük’te İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü adına kazı yapan ekip tarafından, 1980-81 yıllarında höyüğün yaklaşık l km. güneyinde, Aşağı Tillakin Köyü sınırları içersindeki “Ağaçlı Tarla” olarak adlandırılan düz arazide yapılan kazılarda Hassek Höyük yerleşmesine ait olduğu tahmin edilen ilk Tunç Çağı’na (M.Ö.3200-2700) ait Pithos mezarlığına rastlanılmıştır. Açılan Pithos mezarlardan hocker vaziyetinde iskeletler, pişmiş topraktan yapılmış kulplu çömlekler, bronz kefen iğneleri, mızrak uçları, bilezik ve baltalar, taş damga mühürler ile taş kolye ve boncuklar elde edilmiştir.

            Kazılardan çıkartılan in-situ durumundaki bir erkek iskeleti mezar eşyaları ile birlikte Urfa Müzesinde sergilenmektedir.

Ağaçlı Tarla (Hassek Höyük Nekropolü) Atatürk Barajı göl alanı altında kalmıştır.

 

ÇAVİ TARLASI ARKEOLOJİK KAZISI

 

Siverek İlçesi, Çaylarbaşı Bucağı’na bağlı Nisibin Köyü yakınındaki Çavi Tarlası’nda; Hassek Höyük kazı ekibince 1982 yılında yapılan yüzey araştırmasında Orta ve Erken Kalkolitik Çağ’a ait taş balta, boncuk, amulet ve ağırşaklar ile silex mızrak uçlarına rastlanılması üzerine 1983 yılında arkeolojik kazılara başlanılmıştır. Müze Müdürü Adnan MISIR başkanlığında ve Alman Arkeoloji Enstitüsü adına Dr.M.R. Behm-Blancke’nin bilimsel danışmanlığında yürütülen kazılar 1985 yılına kadar üç yıl devam etmiştir. M.Ö. 5000-4500 yılı Erken Kalkolitik Çağ’a ait bir yerleşme olduğu anlaşılan Çavi yerleşmesinin Kuzey Mezopotamya “Tell Halaf” kültürüne ait olduğu tespit edilmiştir.

            Kazılar sonucunda 5 yapı katına rastlanılmış, bu katlarda taş temeller ve bunun üzerinde kerpiç artıkları bulunmuştur. Temel kalıntılarından yuvarlak bir plana sahip olduğu görülen evlerin kare bir bina ile desteklendiği görülmüştür. Çapı 4 m.’yi bulan yuvarlak yapılar oturma odaları olarak kullanılmıştır. Bu odaların doğu duvarlarında ocaklar bulunmaktadır. Binaların dışında ayrıca fırınlar, ocaklar ve küçük yuvarlak erzak siloları bulunmuştur. Kırılmış vaziyetteki çok sayıda çanak çömlek parçası küçük buluntuları oluşturmuştur. Çanak çömlekler üzerine kırmızı ve kahverengi boyalarla geometrik motifler ile sığır ve koç başları işlenmiştir. Bunların dışında, bazalt, çakmak taşı ve obsidyenden yapılmış araç ve gereçler ile takılar, damga mühürler ve Bereket Tanrısı’nı temsil eden pişmiş topraktan yapılmış çok sayıda kadın figürini Çavi Tarlası’nın önemli buluntuları arasındadır.

Çavi Tarlası kazıları, bu bölgede tarım ve hayvancılıkla uğraşmış olan bir köy yerleşmesinin kalıntılarını gün ışığına çıkarılması bakımından önem taşımaktadır.

            Çavi Tarlası kazılarında bulunan eserlerin yıllara göre dağılımı şöyledir:

 

 

 

1982 Yılı Yüzey Araştırması Buluntuları : Bu araştırmada, Orta ve Erken Kalkolitik Çağ’a ait taş el baltası, boncuk, amulet, ağırşakr ve silex mızrak ucundan oluşan 17 adet envanterlik eser bulunmuştur.

 

 

Çavi tarlası kazı alanı

 

           

            1983 Yılı Kazıları : Erken Kalkolitik Çağ’a ait (M.Ö.5600) pişmiş toprak kaplar, figürinler, taş balta, çakmak taşı ve obsidyenden yapılmış kesici aletler, bıçaklar, boncuklar, tekerlekler. Damga mühürler ve ağırşaklardan oluşan toplam 63 adet envanterlik eser ele geçmiştir.

 

 

 

 

            1984 Yılı Kazıları : Erken ve Orta Kalkolitik Çağ’a ait pişmiş toprak kadın figürinleri, baltalar, çakmak taşından kesici aletler, ağırşaklar, kemik iğneler, stilize hayvan figürlü ve geometrik bezemeli kaplardan oluşan toplam 84 parça envanterlik eser ele geçmiştir.

 

 

Siverek’te çıkarılan buluntular

 

Çavi Tarlası arkeolojik yerleşmesi Atatürk Barajı altında kalmıştır.

 

 

Kazı buluntuları (Şanlıurfa Müzesi)

 

HASSEK HÖYÜK KAZISI

 

Siverek İlçesi, Çaylarbaşı Bucağı’na bağlı Yukarı Tillakin Köyü’ndeki Hassek Höyük’te arkeolojik kazılara, Atatürk Barajı Kurtarma Kazıları çerçevesinde İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü adına Prof.Dr. Barthad Hrouda başkanlığında 1978 yılında başlanılmış, daha sonra aynı enstitü adına Prof.Dr.Manfred Behm-Blancke tarafından 1988 yılına kadar sürdürülmüştür.

         Bu gün Atatürk Baraj gölü suları altında kalan Hassek Höyük kazısında, M.Ö. 3100-2700 yılları arasında bölgeler arası önem taşıyan sonuçlar ortaya çıkmıştır.

            Alman arkeolog Dr. Manfred R.Behm-BLANCKE, ArkeoAtlas adlı dergide yayınladığı makalesinde kazıyla ilgili şu bilgileri vermektedir.

            “Hassek Höyük kazısının en önemli sonuçlarından biri de Uruk devrine ait tahkimatlı bir yerleşmenin ortaya çıkarılmış olmasıdır. Yerleşme biçimi Uruk devri yerleşmeleri arasında eşsizdir. Burada bulunan ve Geç Uruk kültürünün çok geniş bir alana yayıldığını gösteren yapı M.Ö. 2900-2700 yılları arasına tarihlenmiş ilk tunç çağı I.dönemine ait önemli bilgilere ulaşılan yapıda 4-1 tabakalarında ki korunmuş yapı kalıntıları, tek odalı konutlara aittir. Bu konutlar, dar ve çakıl döşeli sokaklara açılır. Yapıların arasında bodrum katı olan temelli bir yapı bulunmaktadır. Höyüğün orta kısmında bulunan yapının ise büyük bir ihtimalle ‘Kule ev’olduğu düşünülmektedir.

            İlk Tunç Çağı mimari tabakalarında bulunan çanak çömleğin omuz ve karın kısımlarında çapraz olarak devam eden mühür izleri görülür. Mülkiyet işareti olarak yorumlanabilecek bu mühürler oldukça basit kısmende zarif bir stilde yapılmış ve kır yaşamında çeşitli sahneler tasvir edilmiştir.

            Hassek höyükte bütün  yapı kalıntılarını kaplayan kül tabakası, buradaki yaşamın bir yangınla son bulduğunu gösterir.

            Yerleşmelerde günlük yaşamı ve ekonomik uğraşları yansıtabilecek silindir mühürler, amuletler, tunç ve pişmiş toprak iğneler, ağırşaklar, taş ağırlıklar, tezgah ağırlıkları tarz bakımından Uruk geleneklerini yansıtır.

            Hassek Höyük’te erken Sümerlerin oturduğunu kabul etmek için geçerli nedenler vardır.

Hassek Höyükte ki Uruk yerleşmesi olasılıkla ancak 100 yıl sürmüş ve yerleşme bir deprem sonucundu çıkan yangınla tahrip olmuştur.”[4]                 

 

 

Kazı buluntuları (Şanlıurfa Müzesi)

 

Kazılarda, Kalkolitik (M.Ö.5500-3200) ve İlk Tunç (M.Ö.3200-2700) çağlarına ait temel kalıntıları, mühür baskılı ve baskısız pişmiş toprak kaplar, hayvan figürinleri, oyuncak araba tekerlekleri, koni şeklinde pişmiş toprak duvar çivileri, ağırşak ve boncuklar, silindir ve damga mühürler, riton perdahlama taşları, çakmaktaşı dilgiler, obsidyen kesici aletler, bronz iğneler, bilezikler, mızrak uçları, fildişi ve taştan yapılmış kolye taneleri, in-situ durumunda çok değerli renkli taş kolyeler, amuletler, kurşun takı parçaları bulunmuştur.

 

(Arkeo Atlas Dergisinden)

                                              

Hasek Höyük (Arkeo Atlas Dergisinden)

 

Silindir mühür baskılı keramik kaplar üzerindeki çiftçi ve öküzlerin tasvir edildiği sahneler İlk Tunç Çağı insanlarının tarımsal yaşamlarını anlatmaktadır.

 

            Hassek Höyük Kazılarında Elde Edilen Eserlerin Yıllara Göre Dağılımı:

            1978 Yılı Kazıları : Kalkolitik Çağ’a tarihlenen, pişmiş topraktan hayvan figürinleri, kaseler, koni şeklinde duvar süsü çiviler (pişmiş toprak), ağırşaklar, boncuklar ve tekerleklerden oluşan toplam 17 adet envanterlik eser ele geçmiştir.

            1979 Yılı Kazıları : Çoğunluğu İlk Tunç Çağı’na tarihlenen ve mühür baskılı keramik parçaları, çakmaktaşı delici ve kesiciler, pişmiş toprak hayvan figürinleri, küçük kaplar, damga mühürler, kaseler, fincanlar, bakır baltalar, mızraklar, bronz iğneler, kemik kolyeler ve spatulalardan oluşan toplam 71 adet envanterlik eser ele geçmiştir.

Kazı buluntuları (Şanlıurfa Müzesi)

            1980 Yılı Kazıları : Çoğunluğ Geç Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı’na ait pişmiş toprak vazolar, vazocuklar, ip delikli kaplar, emzik ağızlı kaplar, silindir mühürler, bronz iğneler, ağırşaklar, kolyeler, mühür baskılı keramik parçalarından oluşan 31 adet envanterlik, 275 adet etütlük eser ele geçmiştir.

1981 Yılı Kazıları : İlk Tunç Çağı’na ait geçen yıllarda ele geçen eserlere benzer nitelikte 48 adet envanterlik, 982 adet adet etütlük eser ele geçmiştir.

            1982 Yılı Kazıları : Geç Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı’na ait 62 adet envanterlik, 234 adet etütlük eser ele geçmiştir.

            1983 Yılı Kazıları : Çoğunluğu Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı’na ait pişmiş toprak yüksek ayaklı meyvelikler, emzik ağızlı kaplar, testiler, testicikler, kaseler, çanaklar, çatı köşe kiremiti (Kalkolitik Çağ), ritonlar, hayvan figürinleri, taş mühürler, ağırşaklar, ok ucu ve mızrak ucu yapımında kullanılan çakmaktaşı çekirdekler, fimdişinden bir iğnekemik iğnelerden oluşan 67 adet envanterlik, 107 adet etütlük eser ele geçmiştir.

            1984 Yılı Kazıları : Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı’na tarihlenen ve geçen yıllardaki buluntulara benzer 72 adet envanterlik, 126 adet etütlük eser ele geçmiştir.

 

Hassek höyük planı

Hassek Höyük Kazı alanı

 

            1985 Yılı Kazıları : 35 adet envanterlik, 78 adet etütlük eser ele geçmiştir. Çoğunlukla İlk Tunç Çağı’na ait olan bu eserler önceki yıllarda ele geçenlerle aynı özellikleri gösterirler.

            1986 Yılı Kazıları : 7 adet envanterlik, 18 adet etütlük eser ele geçmiştir. Geçen yıllardan farklı olarak bu eserlerden bir kısmını Geç Roma Çağı’na ait sikkeler oluşturmuştur.

 

 

Hasek Höyük’te Yapı molazları içinde ele geçen büyük baş hayvan betimlemeli kabartma parçalardan yapılan şematik canlandırma  (Arkeo Atlas Dergisinden)

 

 

Arkeologlar tarafından çizilen Hassek höyük sitesi

 

Hassek Höyükte Kazı çalışmaları

 

 

1987 Yılı Kazıları : Tümü Kalkolitik Çağ’a ait koni şeklinde duvar süsü çivilerinden oluşan 29 adet envanterlik eser ele geçmiştir.

            1988 Yılı Kazıları: İlk Tunç Çağı’na ait 33 adet envanterlik eser ele geçirilmiş olup, bunların geçen yıllarda ele geçen eserlerle benzer oldukları görülmüştür.

Kazıdan elde edilen eserler Şanlıurfa Müzesinde sergilenmektedir.

 

 

ÖREN YERLERİ

 

GAROZ HARABELERİ

 

Siverek ilçesi, merkez Konurtepe Muhtarlığına bağlı Garoz harabeleri, Siverek ilçesinin 25 km. kuzey doğusunda, Diyarbakır ili sınırına yakın dağlık alandaki Garoz (Defere) Köyü’ndedir. Bazalt taşlarından inşa edilmiş yapı kalıntılarının bulunduğu Bizans dönemine ait bir yerleşmedir. Çoğu konut olan yapıların tamamı yıkılmış durumda olup bazı duvar ve temel kalıntıları ayaktadır. Bazalt duvarlar üzerinde haç kabartmaları dikkati çekmektedir.

 

            Bu antik yerleşmenin güney-batı yakınında kaya mezarlarından oluşan nekropolü yer almaktadır. Bu nekropoldeki kaya mezarlarından bazıları geçtiğimiz yıllarda köylüler tarafından açılmıştır.

 

HAÇGÖZ KALINTILARI

 

Siverek İlçesi, Şekerli (Karacaviran) Bucak merkezine bağlı Haçgöz (Yeşilçat) Köyü’nde bazı yapı kalıntıları ve bazalt kaya zeminine oyulmuş büyük bir arslan kabartması yer almaktadır.

Haçgöz Köyü’nün 1 km. güneyinde , arazideki bazalt blokları arasında 310 cm. uzunluğunda bir ana bazalt blok üzerinde sola doğru yürür vaziyette bir arslan kabartması yer almaktadır. Bu kabartmanın M.Ö.I. bin yıl Geç Assur dönemine ait bir orthostat taşı, ya da bir arslan heykeli taslağı olabileceği düşünülmüştür.

            Arslan kabartmasının hemen yakınında yer alan taşla örülmüş bir yapının ve köy içindeki benzer iki yapının içinden iskelet/kemik kalıntıları çıkarılmış olmasına dayanarak bu yapıların birer mezar yapısı olduğu düşünülmüştür.[5]

 

HELLOKENT MOZAİKLERİ

 

Siverek İlçesi, Bucak (Beğdeş) Bucağı Taşıkara (Bitviran) Muhtarlığına bağlı Hellokent (Ermenli) Köyü’nün yaklaşık 1 km. kuzeyindeki bir tarlada V. yüzyıl Bizans dönemine tarihlenen geometrik desenli  bir döşeme mozaiği bulunmaktadır. *

 

SİVEREK VE ÇEVRESİNDE

ARKEOLOJİK YÜZEY ARAŞTIRMALARI

 

 

GÖKTEPE HÖYÜĞÜ

 

Türü:

Höyük

Koordinat:

37° 34' K, 39° 00' D

Rakım:

800 m

Harita Pafta No:

N 42

Bölge:

Güneydoğu Anadolu

İl:

Şanlıurfa

İlçe:

Siverek

Köy:

Göktepe[6] 

Araştırma Yöntemi:

Yüzey Araştırması

 

Şanlıurfa il merkezinin kuzeydoğusunda, Siverek yolu üzerinde, yolun doğusundadır. Woolley tarafından 1914 yılında saptanan bu yerleşme yerinde, Yunus'da bulunan Halaf Dönemi çanak çömleklerine benzeyen çanak çömlek parçaları bulunmuştur. Höyüğün bu buluntuları, ASPRO'da 7. evreye konmuştur.[7]

 

ÇOMAK HÖYÜK

Türü:

Höyük

Koordinat:

37° 42' K, 39° 16' D

Rakım:

700 m

Harita Pafta No:

M 42

Bölge:

Güneydoğu Anadolu

İl:

Şanlıurfa

İlçe:

Siverek

Köy:

Gözelek 

Araştırma Yöntemi:

Yüzey Araştırması

Dönem:

İlk Orta

 

Şanlıurfa İli, Siverek İlçesi'nin 3 km kadar güneybatısında, Gözelek  Köyü'nün güneyinde, Harmanek Köyü'nun 2 km kuzeybatısındadır. 5 m yüksekliğinde ve 75 m çapında alçak bir tepedir; alt yarısının doğal bir yükselti olabileceği düşünülmektedir. Güneyinde bir akarsu yer alır, çevrede bazalt akıntıları mevcuttur. 1963 yılında, İstanbul Üniversitesi ile Chicago Doğu Bilimleri Enstitüsü'nün ortaklaşa gerçekleştirdikleri yüzey araştırması sırasında bulunmuştur. Olasılıkla Halaf , Halaf-Obeid geçiş evresi, Obeid sonrası 4. ve 3. bin buluntuları ele geçmiştir.[8]

 

TORAKKALE HÖYÜĞÜ

 

 

Türü:

Höyük

Koordinat:

37° 47' K, 38° 57' D

Rakım:

470-520 m

Harita Pafta No:

M 41

Bölge:

Güneydoğu Anadolu

İl:

Şanlıurfa

İlçe:

Siverek

Köy:

Kazo [9]

Araştırma Yöntemi:

Yüzey Araştırması

Dönem:

Son

 

 

 

 

Şanlıurfa il merkezinin kuzey-kuzeydoğusunda, Siverek İlçesi'nin batısında, Kazo Köyü'nün 2.5 km kuzeyinde, eski Fırat  Nehri'ne bakan 40 m yüksekliğinde doğal bir tepe üzerindeydi. Atatürk Barajı göl suları altında kalarak yokedilen bu yerleşme, 7-10 m kalınlığında dolgu toprağına sahipti. En üstünde 20 m uzunluğunda bir düzlük vardı.

 

 

 

Kazı çalışmalarında çıkarılan Süs eşyaları (Şanlıurfa Müzesi)

Bu höyüğün özellikle kuzey yamacında çok sayıda eski çanak çömlek parçaları mevcuttu. 1977 yılında Aşağı Fırat Havzası Yüzey Araştırması kapsamında,                M. Özdoğan başkanlığında ekip tarafından saptanan yerde, koyu yüzlü açkılı, saman yüzlü, Uruk  ince, Uruk kaba mal gruplarına ait parçalar toplanmıştır.[10]

 

 

 

 Buluntu çizimleri (TAY’dan)

 

 

SÜMERLER

 

Mezopotamyanın en güçlü medeniyetlerinden olan ve yazının icadıyla tarihte önemli bir yere sahip olan Sümerler, Anadoluda bilinen ilk yerleşmelerini Siverek’te yapmışlardır.

Siverek çevre köylerinde yapılan kazı çalışmaları Sümerler ’in Fırat  Nehri kenarlarına yakın bölgelerde siteler oluşturduklarını ortaya koymaktadır.

            Sümer Kralı Logazekis M.Ö. 2850 yılında bölgeyi almıştır. Aynı dönemlerde Samiler ve Elamların da bu bölgede çeşitli siteleri mevcuttur. Belgelerde adı geçen bu şehir devletlerinden Halzidima : Siverek ve çevresinden ibarettir. Merkezi Kinaba  yani Siverek kasabasıdır.[11]

 

 

SUBARTULAR (HURRİLER)

 

M.Ö. 3000’li yıllarda, bugün Yukarı Mezopotamya [12] olarak bilinen Fırat -Dicle  nehirleri arasında kalan bölgeye Subartu (ırmaklar arası) denmektedir. Savaşçı oymaklara ise Subaru denmekteydi.

            Bu bölgenin ilk medeni ahalisi Subarulardan sayılan Hurri ’lerdir. Hurri, Babil dilinde “mağara” anlamına gelmektedir. Hurri şehrinin bu günkü Urfa ’nın yerinde olduğu kabul edilmektedir. Bölgenin güçlü kavmi olan  Hurriler  Zagros  dağlarından Güneydoğu Anadolu ve Suriye arasındaki bölgeye hakim olmuşlardır.[13].

Mezopotamya bölgesi Babil’in birinci hanedanının büyük Amorit Kralları nın egemenliğinde birleşmiş durumda iken, dedesinin yerine Hitit Kralı olan Murşil,  doğuda Fırat ve ötesindeki zengin topraklara yürüdü. M.Ö. 1595 yılında Babil  düştü ve Amorit hanedanlığı sona erdi. Kral Murşil döneminde Suriye  ve Mezopotamya’nın tümü alındı. Bu dönemde Mezopotamya bölgesinde Hurrilerin de dahil olduğu çok sayıda küçük krallıklar bulunmakta idi[14]. Ancak bölgenin hakimi Hitit Kralı Murşil’in, Hantili tarafından öldürülmesi Hititler  için felaketin başlangıcı olmuştur. Hititlerin güneyde ele geçirdikleri topraklar Hurriler tarafından geri alındı.

Anadoluda birbirinden bağımsız kent toplulukları Hattuşaş  krallarının etkisiyle birleşince, Hititler imparatorluk olmuşlardır. Hurriler  Hititlerin idaresinde güçlendiler. Ancak bu defa kuzey Mezopotamyada Mitanni  adında başa çıkılması güç bir ulus ortaya çıktı.[15] Uzun müddet Hurri  adı altında yaşayan boylar M.Ö. 2. binin ortalarında biri Hurri diğeri Mitanni  adı altında iki konfederasyona ayrıldılar. Küçük bir birlik olan Mitanni krallığı yavaş yavaş Hurriler aleyhine genişledi ve sonunda onların yerine egemen oldular.[16] Mitannilerin Siverek ve çevresinde etkin oldukları bilinmektedir. Siverek’in o dönemde ortaya çıkan bu devlette önemli bir askeri üs olduğu tarihi belgelerden anlaşılmaktadır.[17]

 

MİTANNİLER

           

            M.Ö. XVI. Yüzyıl sonlarında Hurri  Krallığını ortadan kaldıran Mitanilerin ülkesi bir yandan Kuzey Suriye  üzerinden Kenan iline, öte yandan Fıratın Toros  silsilesindeki dar geçitlerine varan dağlık sahaya ve oradan da Malatya  bölgesine kadar yayılmıştır. Harran, Urfa, Halep, Antakya, Kadeş gibi şehirler Mitanni  egemenliği altına girmişlerdir. Diyarbakır bölgesinin kuzeybatı, batı ve güneybatı bölümü de Mitanni ülkesinin sınırları içerisinde kalıyordu.[18] Mitanniler , Waşşugani [19] şehrini merkez edinmişlerdi. Waşşugani  sehri soyluların ve komutanların oturduğu bir şehirdi. Waşşugani şehrinin yerini tarihçiler ve arkeologlar şehrin kalıntıları bulunamadığından[20] tam olarak tesbit edememişlerdir. Bazı tarihçiler tarafından Resulayn, yani bu günkü Ceylanpınar olduğu iddia edilse de, Ceylanpınar ve çevresinde yapılan kazılarda ve çalışmalarda Mitanniler ile ilgili hiçbir kanıt bulunamamıştır. Bu günkü Harran,Urfa veya  Siverek yakınlarında olabileceğine dair iddialar bulunmaktadır.  

 Siverek’in Mitanniler döneminde önemli bir kent veya kent devleti olduğu ortaya çıkan belgelerden anlaşılmaktadır. Hitit Kralı II.Amenophis  (M.Ö. 1450-1425) Mitanni’de güçlü bir direnişle karşılaşınca, Kuzey Mezopotamya  ve Suriyeden elini çekmek zorunda kaldı. Mısırlılar ile Mitanniler anlaşarak birleşik devlet kurdular ve Şuppilulima Hitit kralı oluncaya kadar Hititlere zorluk çıkardılar. Şuppilulima başa geçtikten sonra Fıratı geçti ve Mitanniler in başkentine saldırdı (M.Ö.1365). Ancak bu dönemde ele geçiremedi. M.Ö.1340 yılında tekrar bölgeye gelen Şuppilulima  Mitanni ülkesini kendisine bağlamıştır. Şuppiluliuma öldükten sonra yerine büyük oğlu  Arnuwanda (Arnuvandas) geçti. Ancak Kral Arnuwanda 2 yıl yaşamıştır.[21] Kral Arnuvanda döneminde Mitanniler le İsmerika (Siverek) antlaşması yapılmıştır. (Bu antlaşmadan Hititler  bölümünde ayrıntılı olarak bahsedilecektir.)

Mittani ülkesinin önemi Asur ve Hitit devletleri arasında tampon bir devlet olmasıydı. Mitanni Kralı II. Suttarna öldükten sonra Mitanni ülkesi tahtın varisleri tarafından paylaşıldı.[22]

Uzun bir süre Asurlarla mücadele eden Mittanilerin Asurlara bölgede yenilgisinden sonra Asur Kralı I. Salmanasar M.Ö. 1260’da Bütün Diyarbakır bölgesi ile beraber Siverek’i de hakimiyeti altına aldı. I. Salmanasar’ın oğlu I.Tukulti-Ninurta Mittani devletine son verdi ve Asur Devletine İmparatorluk yolunu açtı. Mittani ülkesi Hititler ile Asurlar arasında paylaşıldı.

                    

 

HİTİTLER

 

            Anadolu’nun Tunç Çağının ilk toplulukları araştırıldığında arkeologlar çok sayıda kültür bölgesi saptamışlardır. Bu tespit o dönemde Anadoluda çok sayıda göçebe hayat tarzına sahip toplulukların varlığı ile izah edilebilir. Anadolu’nun değişik bölgeleri arasında çok belirgin kültür farklılıkları vardır. Bu farklılıkların özünde Anadolunun o dönemlerde çok sayıda kapalı siyasal bölgelerden oluşması yatmaktadır.

Tarihi devirler yazının icadıyla başlar.  Bir kavim için tarihi devirlerin başlaması, belgelerde o kavimlerden ilk söz edildiği andır. Yazının kullanılmaya başlanması her toplumda farklı  bir tarihte olmuştur. Yazıyı ilk kullanan Sümerler ve Mısırlılar bu tarihi olaya öncülük etmişlerdir. Dönem içerisinde medeniyetin beşiği sayılan Mezopotamya bölgesi coğrafi mekan bakımından Anadoluya yakın olmasına rağmen yazının hiçbir türü M.Ö. 2000’den önce Anadolu’nun hiçbir yerinde görülmez. Türkiye’de şimdiye kadar bulunmuş en eski yazıtlar M.Ö. XX. – XVIII yüzyıllar arasında Kapadokya’da Kaniş adındaki bir kentte Asurlu tüccarların tuttukları kayıtlardır. Bunlar Asur çivi yazısı ile kil tabletler üzerine yazılmışlardır. Ancak M.Ö. 1700 yıllarında Hitit Krallığı kurulunca siyasal, askeri olaylardan söz eden yazıtlar yapılmıştır. Bu tarihlerden önceki tüm bilgilerin arkeolojik araştırmalara dayanması gerekir.[23]

M.Ö. 1650’lerden başlayan 500 yıllık bu süre içerisinde Anadolu’nun bilinen tarihi çoğunlukla Hitit tarihidir. Fakat bu dönemlerden kalma belgeler üzerinde araştırma yapan arkeologlar ve tarihçiler yer adları ve Krallıklar üzerinde hala kesin ortak bir görüş ortaya koyamamışlardır.

Bu gün bilinen Hitit tarihi 2 döneme ayrılır.

1-M.Ö. 1700- 1500 Eski Krallık Dönemi,

2-M.Ö. 1400-1200 İmparatorluk dönemi

Hitit Devletinin ismi Mezopotamya kaynaklarında “Hatti”, Mısır kaynaklarında ise “Kheta” olarak zikredilmektedir.[24] Asur çivi yazılarında Anadolu’dan bahsederken de Hatti ismi kullanılmaktadır. Orta Anadolu antik Kapadokya bölgesine ilk gelen Hitit boylarının, kurmuş oldukları şehirler ve çevresindeki topraklarıyla, egemenlikleri oranında ülkeye doğuda Fırat nehrine, batıda Sakarya ve Porsuk nehri yöresine, kuzeyde Kızılırmak sınırlarına, güneyde ise Akdeniz’e kadar Toros  ve Antitoros eteklerine dek yerleşmelerini geniş-lettiklerini yazılı belgeler ve maddesel kalıntılar ortaya koymaktadır. Hitit Devleti, başka bir deyimle Hitit İmparatorluğu gücünün ve erkinin doruğunda (M.Ö. 1385-1250), politik denetim alanını Suriye’de Kadeş şehri yöresine kadar genişletmiş olduğu, Hitit ve Mısır kökenli yazılı belgelerde saptanmıştır

Hitit Konfederasyonuna dahil olan devletler Anadolu ve Suriye  Bloku olmak üzere iki grupta toplanmaktadır. Anadolu grubuna Mitanni  ve Hurri  Krallıkları da dahildir.[25] Siverek bu dönemde Mitanni hakimiyetinde önemli bir kent olup, Hititler ile Mitanniler arasında yapılan mücadele ve antlaşmalara sahne olmuştur.

Hititler  ile ilgili bildiklerimizin çoğu Bogazköy’de ortaya çıkarılan Hitit Devleti arşivlerinden gelmektedir. Bu belgelerin çoğu özellikle komşu devletler ile yapılan anlaşmalardan oluşmaktadır. Yapılan anlaşmalardan biri de İsmerika  (Siwerek ) anlaşmasıdır. İsmerika  o dönemin önemli kentlerinden birisidir.

 

İSMERİKA (SİVEREK) ANLAŞMASI

 

Hitit İmparatoru I. Şuppilulliuma’nın  ölümünden sonra  yerine büyük oğlu Arnuwandas geçer ve İsmerika (Siverek) ile bir anlaşma yapar. Bu dönemde İsmerika açıkça kısmi devlet Mitanni Krallığının başkenti idi. Mitanni Krallığının topraklarını Kurtiwaza (Kili-Teschup) geri almıştır. Fakat Kurtiwaza, Hititlerle yapılan anlaşma sırasında hayatta değildi. Onun, henüz ergenlik çağına gelmemiş bir varisi (oğlu) vardı. Bu tek varisin yerine 15 erkeğe, yönetim için and içirilmişti. Ancak biri Zazlippa’dan ve biri Irrite’dendi. Bu erkekler Kizzuwadna’nın[26] çeşitli bölgelerinde hüküm sürmekteydi. Bu bölgeler tamamen Hitit Kralının elinde idi. Onlar da muhtemelen Waşşugana ’nın belirli bölgelerine tayin edildiler. Burada adı geçen yerlerin, bugün nerelere karşılık kullanıldıklarını saptamak mümkün değildir.

Hititler ile Mittaniler arasında yapılan  anlaşmanın Türkçe metni aşağıdaki gibidir.

İsmerika Anlaşması

“…Takip eden konuşmada Arnu, büyük Kral, Hatti  ülkesinin kralı dedi ki, bunu Tanrı’nın yemini altında yaptım. Sen kral, kraliçe ve prensin karşısındaydın ve sevgiyi muhafaza ettin Hatti’da ... ve gör yüzlerce şahidi.......

 

 

 

İsmerika (Siwerek) antlaşmasının yapıldığı dönemde bölge haritası (Cornelyus’dan)

 

 Güneş Tanrısı Arinna, Hava Tanrıları Zababa, Halab,Hapat, Gökyüzü ve Yeryüzü Tanrıları kral ve kraliçeler (bunlar şahitler) çevre ülkelerden herhangi biri bu baba, anne, ağabey veya kızkardeş mülteci olarak gelebilir.

Mültecilerden önce Hatti ülkesinden nefret etmeyin ...

Ordu Zaltaija’yı her durumda askerlerimizin üzerine çevirir. Onlar korurlar, fakat onlardan başka korumayın. Sadece kendinizi korumanız iyidir. Eğer sizden önce onu korursa, kötü konuşan kim olursa olsun, kimse onu saklamayacak ve onu teşhir edecek...

Eğer ülkenin ortasında bir şehir, İsmerika halkı, sivil halk yıkıma uğrarsa siz majestelerinin liderliğinde koyun ve keçileri alın. Eğer şehrin ortasında bir ev varsa ve bu ev içindeki erkeklerle beraber olur.

Sizin ağır silahlı askerlerinizle ilgili olarak geçmiş zamanlarda her seferinde İsmerika’dan yüz elli kişi geldi. Şimdi ben bir kısıtlama getiriyorum. Sizin için ve bu altmış silahlı askeri belirtmek için. Ama sadece özgür olanların yürümesi için.

Bir köle veya paralı asker silahlı kuvvetlere gönderilmeyecek ve bu yemin altında olacak ama ülke yeniden büyürse daha fazla silahlı asker gönderilecek

Şimdi gör İsmerikalı insanlar bu yeminle birleşirler böylece ileride kral, kraliçe prens, prenses ve Hatti ülkesini korurlar.

İleride sizin çocuklarınız da kralın çocuklarıyla torunlarınız da kralın torunlarıyla bu yeminle bağlanılır.

Ve siz İsmerika halkı bu yemini ettiniz.

Bu yemine sizin eşleriniz ve çocuklarınız da dahildir.

Kim bu yemini bozarsa hazırlanılıp onun evi yerle bir edilir.

Evi tarlası, bağları dahil olmak üzere yakılır.”

 

Yukarıdaki anlaşma metininde özetle şu olaylardan bahsedilmektedir.

             “(Yönetime getirilen) Erkekler, Hitit ülkesinin Kralını, Kraliçesini ve onların çocuklarını korumak üzere yemin ettiler. İsmerika ’nın  askeri gücünün takviyesi ülkede cereyan eden aksilikler nedeniyle, şimdiki gücün beşte ikisi ile sınırlandırıldı.Yani 150 seçkin erkek yerine, 60 erkekle sınırlandırıldı. Ancak bunların köle ya da  paralı asker olması gerekir. Çünkü Arnuwandas bunlardan bayrağa saygı beklemiyordu. Mülteciler İsmerika halkını korkutmamalı. Aksine onun ordusunun düzenine uymalıdır.

             Eğer bir kent, bir ev yada tek bir adam (erkek) sadakatsizleşir ya da suç işler ise suçlu erkek öldürülmeli, şehir imha edilmeli, tebaa ve köleler Hitit Kralına gönderilmeli, fakat davar İsmerika  halkı tarafından alıkonulabilir.”

 Bunlar (yani yukarıda belirtilenler), (Hititler -Mittaniler arasında olan) sözleşmenin bize ulaşabildiği kadarıyla en önemli hükümleridir[27].

 Hititler  ele geçirdikleri bölgeleri iyi yönetememişler, kendilerine bağlı krallıkların ihtiyaçlarına cevap veremediklerinden yıkılmışlardır. Hititler yıkıldıktan yarım yüzyıl sonra Marmaradan doğuda Asur topraklarına kadar iç Anadolu’nun tümünü kapsayan Frig Krallığı kuruldu Frigler  Asur kaynaklarında “Muşki”ler olarak geçmektedir. Bunlar Kuzey Suriye  ile Mezopotamya sınırlarında dağlık ülkede yaşıyorlardı ve Asurlular  ile çok uzun bir süre mücadele etmiş, bazan da onlarla ortaklık kurmuşlardır.[28] 

 

Siverek’te Bulunan Hitit Dönemine Ait Steller

 

Hititler ile ilgili olarak Siverek bölgesinde çeşitli tarihi eserler bulunmuştur. Bunlardan  Siverek’in Taşlı köyünde bulunan iki adet stel önemlidir. 10 Temmuz 1942  yılında  Şanlıurfa Vali Muavini Ekrem Yalçınkaya  tarafından İstanbul Arkeoloji Müzesine gönderilen trahitten yapılmış stellerin üzerinde çeşitli figürler bulunmaktadır.

Stellerin birincisinde boğa üzerinde duran, sağ elinde çifte balta sol elinde bir yıldırım demeti taşıyan bir tanrı tasvir edilmiştir. Arkeolog Nihal Olgunsu  stel üzerindeki tanrı heykelini Suriye Tel Ahmarda bulunan Hititlere ait steller ile karşılaştırmış ve aradaki benzerlikleri ortaya koymuştur. Bulunan stelin tarihinin M.Ö. 10. yy ile 8. yy arasındaki Hitit Prenslikleri dönemine ait olabileceği belirtilmektedir.

İkinci stel de  Siverek’in Taşlı köyünde bulunmuştur.  Stel  mahalli sarımtırak kalker taşından yapılmıştır. Ortasında konik bir cisim ve ona sarılı kurdela veya ip, arkasında ise küreğe benzer iki adet cisim çarpraz durmaktadır. Konik cismin sağ ve solunda bulunan hilal şeklinde iskemlelerde  oturan insan heykelleri bulunmaktadır. Bu heykellerden biri konik cisme  sarılı düz ipi, diğeri ise üzerinde çizgiler bulunan diğer ucu kendilerine doğru çekmektedirler. Bu stelde bir merasim, büyük ihtimalle de tanrılara ibadet tasvir edilmiştir.                                  

                                                                Siverek’te bulunan Hitit tanrısı steli

O  dönemde   taşlara   elbise   giy-       

Dirme   hatta   kundaklama   adeti   vardı.

Stel M.Ö. 9., 8. veya 7. yüzyılara tarihlenmektedir.[29]

Siverek ve çevresinde yeterince kazı yapılmadığından Hitit, Asur ve diğer dönemlere ait bilgilerimiz henüz istenilen düzeyde değildir. İleriki zamanlarda yapılacak arkeolojik çalışmaların “tarihin harmanlandığı” bu yerde şimdilik karanlık kalan bölümlerini de ortaya çıkaracağı kanaatindeyiz. 

 

 

Siverek’in Taşlı köyünde bulunan Hitit dönemine ait  stel

                        

URARTULAR

              Urartu Kralı I.Argitis batıda Supa  (Elazığ ), Malatya’daki Khata Beyliği ve Urfa–Diyarbakır arasındaki Kummuh krallıklarını Urartu’ya bağladı[30]. Bundan önce Kummuh krallığı sınırları içerisinde bulunan Siverek bu dönemden itibaren Urartuların hakimiyetine geçmiştir. Ancak Urartular döneminde Siverek ile ilgili henüz her hangi bir belgeye rastlanmamıştır.

  

ASURLAR

 Anadoluda M.Ö. 19. – 18. yy arasındaki zamana “Asur Ticaret Kolonileri Çağı” denilmektedir.  “Kültepe Çağı” da denilen bu çağ, Orta Bronz Devrinin ilk safhasına rastlamaktadır. Kültepe’de (Kaniş ) bulunan tabletlerde Anadoluya ait yüzlerce şehir adı geçmektedir.

Asurlular  koloniler halinde yaşamaktaydılar ve Anadolu krallarının egemenliklerinde idiler. Bu küçük devletler zaman zaman birbirleriyle savaşıyor, bazen de ittifaklar yapıyorlardı. Mezopotamya, Orta Anadolu ve Kuzey Suriye ile ilk canlı dış ticareti kurmuşlardı. Asurlular uzun bir süre Mısır ve Hitit Krallıklarına bağlı kaldılar. Asurluların Orta Anadoluda faaliyet gösterdikleri sırada doğu ve güneydoğu Anadolu’da Hurriler ’in hüküm sürdükleri bilinmektedir.[31] 

M.Ö. 1305’te Asur Kralı Adad Nirari başa geçmiştir. Adad Nirari’den sonra tahta geçen 1. Salmanasar  dönemi (M.Ö. 1290) sürekli savaşlarla geçen bir dönemdir. Karacadağ  bölgesinde yaşayan Aramilere savaş açan 1.Salmanasar   Siverek ve Urfa  bölgelerini ele geçirerek Fırata kadar ilerledi. Fakat arkadan çıkan iç karışıklıklardan  dolayı çabuk geri çekilmek zorunda kaldı.

M.Ö. 1060 yılında Asurlularda çöküş  devri başlayınca, bölgenin büyük güçlerinden Hitit Devleti ile ittifak yaptılar. Böylece Kilikya, Malatya , Karacadağ, Zara Dağı bölgeleri ve Habur Havzası gibi bütün Arami  emaretleri Asur boyunduruğundan kurtuldular.[32] Bu dönemde bölge coğrafyası şu şekilde idi:

             “Meyyafarikin (Silvan)’in kuzey taraflarında İspilibriya  denilen sağlam bir kale bulunmakta idi. Lice kazasında Hataro  adlı bir şehir vardı. O zamanda pek meşhur bir şehir olan  Damdamuza  (Ergani