|
SİVEREK MİMARİ ESERLERİ Yrd.Doç.Dr.A.Cihat KÜRKÇÜOĞLU[1]
CAMİLER GÜLABİBEY CAMİİ
Siverek Müsellimi (Osmanlı İmparatorluğunda vilayet teşkilleri yapılıncaya kadar eyalet bölümlerinde Vali adına iş gören kimse) Gülabibey tarafından yaptırılmıştır. Bu zat, görev yaptığı Halep ve Erzincan’da da aynı adla camiler yaptırmıştır. Viranşehir Varidat Katibi Abdülcelilzade Zühtü Efendi tarafından 1926-1927 yıllarında yazılan ve Siverek’in tarihini konu alan “Keşkül” adlı elyazması eserde “Siverek’in Hasan Çelebi Camii ve Gülabibey Camii ve Kasım Paşa Camii gibi mebani-i hayriyye o zamanlar Siverek müsellimliklerinde bulunan zevatın hayratı olarak yaptırılmıştır” cümleleriyle Gülabibey Camii’nin banisinden söz edilmektedir.
Son cemaat yerinden harime geçilen iki kapıdan sağda olanının üzerindeki H. 1121 / M. 1709 tarihli kitabe camideki en eski tarihli kitabe olup eyvanın inşası ile ilgilidir. Caminin inşası bu tarihten daha eskiye ait olmalıdır. H.1125 (M.1713) tarihli bir tevcih belgesinde caminin “Vakf-ı Camii Gülabi” adında bir vakfının olduğu, vakıfta dört kişinin çalıştığı, vakfın günlük 9, yıllık 3240 akçe giderinin olduğu, H.1266 (M.1850) tarihli bir mazbatada ise gider miktarının değişmediği görülmektedir. Uzun kenarı doğu-batı yönünde uzayan dikdörtgen planlı Gülabibey Camii 8.20 x 25.71 m. ölçülerindedir. Harim, doğudan başlamak üzere, beşik tonoz ve kubbenin örtüğü birinci bölüm ve batıya doğru taş kemerlere oturan 5 adet beşik tonoz ile örtülü ikinci bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Hanefiler, ikinci bölümün Şafiiler tarafından kullanılmaktadır. Harime giriş, son cemaat yeri revaklarının doğu kesimindeki ikinci kemer karşısına gelen kapıdan ve altıncı kemer karşısına gelen batıdaki kapıdan olmaktadır. Doğudaki kapıdan esas mihrap ve minberin bulunduğu kubbeli bölüme geçilir. Bu bölümün batısındaki ikinci beşik tonozun kıble duvarında ikinci mihrap yer almaktadır. Kubbeli bölümdeki esas mihrap, köşe sütunçeli ve yuvarlak nişlidir. Köşe sütunçelerinin başlıkları, niş kemeri ve mihrabın çevresi mukarnas süslemelidir.
Ancak mihrap son yıllarda yeşil ve kahverengi renklerde yağlıboya ile boyanmıştır. Daha geç tarihlerde yapıldığı tahmin edilen ahşap minberin yanları renkli yağlıboya ile bitkisel süslemelidir. Harimin batı kesimindeki Şafiilere ait bölümde yer alan yuvarlak nişli ikinci mihrabın çevresi basit mukarnas bordürlü olup alınlığı alçı kabartma bitkisel süslemelidir. Ancak bu mihrap da son yıllarda yağlıboya ile boyanmıştır. Harimin kıble duvarındaki pencereler üzerinde, mihraplar üzerinde ve kubbe kasnağında yeşil, lacivert ve kırmızı zeminler üzerine Siverekli hattat Hacı Yusuf Sami Efendi (Doğumu: 1846) tarafından yazılmış ayetler yer almaktadır. Harimin kıble ve kuzey duvarlarında dörder, doğu ve batı duvarlarında birer olmak üzere camide toplam 10 pencere bulunmaktadır. Önde 5 bazalt sütuna, yanlarda -L- şeklinde payelere oturan 6 gözlü son cemaat yerinin üzeri orijinalinde direk örtülü iken, son yıllarda mihraba dikey kirişler üzerine betonla örtülmüştür. Bu örtü kuzey cephede, bazalt taş konsollar üzerine öne taşkın bir vaziyettedir. Son cemaat yerinin doğu tarafı -L- şeklinde payeye oturan açık kemerli, batı tarafı harim duvarıyla bitişir vaziyette düz duvar şeklindedir. Camide inşaat malzemesi olarak düzgün kesilmiş bazalt taşı kullanılmıştır. Düzgün kesilmiş kalker taşlarından iki şerefeli olarak inşa edilmiş olan minare, son cemaat yerinin batısına bitişik olup 1955 yılındaki onarım sırasında yaptırılmıştır. Camide, biri son cemaat yerinin doğu kesimindeki harim kapısı üzerinde, ikisi son cemaat yeri revakları kuzey cephesinde olmak üzer üç adet kitabe bulunmaktadır. Son Cemaat Yeri Doğu Kesimindeki Harim Kapısı Kitabesi : “Sene binyüz yirmibirde ey can Tamam oldu bi’avnillah bu eyvan Binasına olub her kim mu’avin Müyesser kıl ana kevser şarabın" SonCemaat Yeri Revakları Kuzey Cephesi Doğudaki Kitabe: Reşk etse bu taka nola ze tak-ı semavat Ol tak-ı mu’alla ise bu mevc-i ta’at Her kim ki bu eyvanda iysar-ı mikatı Mahşerde Hudayi eyleye ecrini mükafat ............................................................... Tarihine birde etmededir sahib-i hayrat Sene 1312 (M.1894-95)” Son Cemaat Yeri Revakları Kuzey Cephesi Batıdaki Kitabe: “Eyvanın ta’mirine söyledi Kul Mustafa Hayrat yapanın kabul et ve cümle ilkaZenbini afv et sevabın eyle makbul ya Huda Ruziçe-i mahşerde şefi’ ola Muhammed Mustafa Sene 1183 (M.1769)”
Kaynaklar : BİZBİRLİK, Alpay., “XVI. Yüzyılın Sonlarında Siverek Sancağı ve Vakıfları”, Tarihte Siverek Sempozyumu Bildirileri, Şanlıurfa 2002, s. 99; GÜR, Fehmi., Siverek Camileri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü, Sanat Tarihi Anabilim Dalı Bitirme Çalışması, Van 1998, s. 17-19; KARAKAŞ, Mahmut., Şanlıurfa ve İlçelerinde Kitabeler, Ankara 2001, s. 380-383; ÖZGÜLTEKİN Ramazan, AKMAN Ekrem, DEMİRBAĞ, Hüseyin., Dünden Bugüne Siverek, s. 38, 72.
HACI ÖMER CAMİİ
1847 yılında yapılan ve planı hakkında elimizde bilgi bulunmayan Hacı Ömer Camii, 1957 yılında Camileri Onarma Derneği tarafından onarıldığı sırada yüzde kırk oranında büyültülüp 1 m. yükseltilerek bu günkü şeklini almıştır.
Kıbleye dikey, kareye yakın dikdörtgen planlı cami mihraba paralel üç sahınlıdır. Sahınlar, ortada ikişer bazalt sütuna oturan, iki sıra halindeki üçer kemerle birbirinden ayrılmıştır. Her sahnın üzeri kuzey güney yönünde yerleştirilmiş ahşap direklerle düz damlı olarak örtülmüştür. Harime giriş, kuzey cephedeki kitabeli ve üzeri sundurmalı ana kapıdan ve batı cephede önünde iki gözlü revak bulunan yan kapıdan olmaktadır.
Yuvarlak nişli mihrap sade ve süslemesiz olup sonradan yeşil yağlıboya ile boyanmıştır. Mihrap güney cepheden dışarıya taşkın bir biçimde kendini hissettirmektedir. Ahşap minberin korkulukları ve zemine yakın kısımları şebekeli oyma; iki yanındaki üçgen panolar kesişen kırık çizgilerin ortada 8 kollu yıldız oluşturduğu geometrik oyma süslemelidir. Minber köşkünün iki yanındaki dikine dikdörtgen panolarda kesişen kırık çizgilerin ortada altı kollu yıldızlar oluşturduğu oyma bir geometrik kompozisyon bulunmaktadır. Minber de mihrap gibi son zamanlarda yeşil yağlıboya ile boyanarak orijinalliğini kaybetmiştir. Caminin son cemaat yeri alışılmışın aksine kuzey cephede olmayıp, caminin güney-batı köşesine 5 sütuna oturan altı kemerli -L- planında inşa edilmiştir. Harimin batı cephesindeki iki gözlü revakın kuzey kısmında merdivenle çıkılan müezzin odası yer almaktadır. Yapıda inşaat malzemesi olarak düzgün kesilmiş bazalt taş kullanılmıştır. Güney cephedeki avlu kapısının hemen yanından iki şerefeli olarak yükselen minare, Cami İmamı İsmail Hazman’ın girişimiyle 1972 yılında, sekizgen kaide üzerine silindirik gövdeli olarak beyaz kesme taş görünümü verilmiş beyaz beton taşlarla yapılmıştır. Abdest alma yerleri ve tuvaletler cami avlusunun kuzey-batı köşesinde -L- planlı olarak yer almakta ve -L-’nin her kolu önünde ortada bazalt bir sütuna oturan iki göz kemerli bir revak bulunmaktadır. Caminin kuzey, güney ve batı cephelerindeki ikişer pencere ile, doğu cephedeki üç pencere ve bunların üzerlerinde yer alan küçük havalandırma pencereleri, soğuk demir işçiliğinin ürünü, ayak saplarıyla dairesel biçimde kavranmış sıralar halinde ters-doğru palmetlerden oluşan kafes süslemelidir. Siverekli araştırmacı-yazar Ramazan Özgültekin Hacı Ömer Camii’nin yapılışı ile ilgili olarak halk arasında şöyle bir hikâyenin anlatıldığını söylemektedir: Çiftçilikle uğraşan Ömer ibni Nebi’nin ekinlerini o yıl çok iyi gelmesi üzerine eline iyi bir para geçmiştir. Bir gün hanımın “Hanım paraları getir de sayalım” demiş. Hacı Ömer Efendi bir taraftan paraları sayarken, diğer taraftan ağlıyormuş. Hanımı, “Hacı efendi niye ağlıyorsun, mahsülümüz iyi gelir getirdi. Eğer sattığına üzülüyorsan satmasaydın” demiş. Hacı Ömer hanımına: “Hanım ben buğdayı sattığım için değil, bu parayı veren Allah’ın ahirette benden nereye harcadığıma dair hesap sorduğunda ne cevap vereceğime ağlıyorum” demiş. Aradan günler geçmiş. Hacı Ömer Efendi’nin evi Caminin bugünkü yerinin yakınında imiş. Bir gün evine giderken bazı kişilerin araziyi ölçüp biçtiklerini görmüş ve onlara ne yaptıklarını sormuş. Adamlar: “Hacı Efendi biz buraya bir cami yapmayı düşünüyoruz” demişler. Bunun üzerine Hacı Ömer: “Buralarda cami yoktur, çok iyi olur. Ancak kim yaptırıyor, kim yardım ediyor” diye sorar. Adamların “Halktan hayırseverlerin yardımı ile yapacağız” demesi üzerine Hacı Ömer: Bu güne kadar hayırseverlerden topladığınız paraları harcayın, eksileni ben karşılayacağım, ancak inşaatın takibini ben yapamam, siz yaparsınız” demiş ve camiyi o yılki mahsülün gelirinden yaptırmış”.
Camideki Kitabeler: Kuzey Cephedeki Harim Kapısı Kitabesi: Ba’de sela bani ehl-i hayrat-ı ihsan Du cihande lütf-i Hak’la la cürm me’cur ola Bu mescidde eda eyler salat-i hamse Ya ilahi cürm-i isyanı kamu mağfur ola Du’lu da’vet ile Rif’at dedi tarih-i nev Cami-i Hacı Ömer tevhid-i delile nur ola 1263” (M.1847)
Kaynaklar : KARAKAŞ, Mahmut., Şanlıurfa ve İlçelerinde Kitabeler, Ankara 2001, s. 384,385; ÖZGÜLTEKİN, Ramazan., Yayınlanmamış araştırmaları.
HALİLİYE CAMİİ
Son cemaat yerinden harime geçen iki kapıdan batıda olanının üzerinde yer alan ve caminin tamamlandığını belirten iki satırlık kitabede ebced hesabı ile düşürülen H.1281 / M. 1864 tarihi ve son cemaat yeri mihrabı üzerindeki aynalı tarzdaki “Muhammed” yazısının altında ve bunun aşağısındaki gülçe kabartması üzerindeki H. 1281 tarihi caminin inşa tarihini vermektedir. Halk arasında caminin Çerkozadelerden Hacı Halil Ağa tarafından yaptırıldığı söylenilmektedir. Cami, ilk yapıldığı yıllarda “Yeni Cami” olarak isimlendirilmiş, daha sonra banisi Hacı Halil Ağa’nın adına izafeten Haliliye Camii olarak adlandırılmıştır. Caminin ilk şeklinin küçük olduğu, direkler üzerine düz toprak damla örtülü olduğu, son cemaat yerinin üç gözlü kemerli olduğu söylenmektedir. 1956-57 yıllarında “Camiler İmar Cemiyeti” tarafından yapılan onarım sırasında cami genişletilmiş, direk örtülü düz dam kaldırılarak beton dam yapılmış ve üç gözlü son cemaat yeri beş gözlü şekle getirilmiştir. Uzun kenarı mihrap duvarı boyunca uzanan enine dikdörtgen planlı Haliliye Camii bu günkü şekliyle mihraba paralel iki sahınlıdır. Sahınlar mihrap duvarı boyunca sıralanmış 4 bazalt sütun üzerine oturan 5 kemerle birbirinden ayrılmıştır. Bazalt sütun başlıkları köşelerinde stilize koç boynuzunu andırır kıvrımlar, bunların altlarındaki pahlarda istiridye motifleri ve geniş yüzlerde çiçek ve palmet motifleri kabartma olarak işlenmiştir.Ortadaki kemerin açıklığı yanlardaki iki kemere göre daha geniştir. Sahınların ve son cemaat yerinin üzeri kuzey-güney yönünde diklemesine atılmış ağaç direkler üzerine düz damlı iken son yıllarda düz beton damla örtülmüştür. Harimin girişteki kuzey duvarı ortalarına doğu batı yönünde boydan boya uzayan betonarme bir müezzin mahfili yapılmıştır.
Kıble duvarından çıkıntı halindeki yuvarlak nişli mihrap son yıllarda fayansla kaplanarak orijinalliğini kaybetmiştir. Sonradan yağlıboya ile boyanarak orijinalliğini kaybetmiş olan ağaç minberin korkulukları şebekeli oyma, yanlarındaki panolar bitkisel süslemelidir. Beş gözlü son cemaat yerinin kemerleri önde 4 sütuna, yanlarda payelere oturmaktadır. Son cemaat yeri cephesinin üst kısmı bazalt konsol dizisi üzerine oturan saçakla dekore edilmiştir. Düzgün kesilmiş kalker taşından inşa edilmiş olan tek şerefeli ve silindirik gövdeli minare son cemaat yerinin batısına bitişiktir. Minare kaidesinin cami avlusuna bakan doğu cephesindeki iki satırlık kitabede tarih olmayıp, Arap harfleriyle Türkçe bir beyit yazılıdır. Camide inşaat malzemesi olarak bazalt taşı kullanılmıştır. Caminin harim cephesi ve son cemaat yeri cephesi duvarları düzgün kesilmiş bazalt ve beyaz kalker taşlarının almaşık dizilmesi ile Diyarbakır yapılarını hatırlatmaktadır. Cami avlusunda bazalt taşlardan yapılmış yuvarlak havuz formunda şadırvan yer almaktadır. Şadırvanın çevresi soğuk demir işçiliğinin ürünü kafes süslemeli korkulukla çevrilidir.
Camideki Kitabeler: Son Cemaat Yeri batı Harim Kapısı Kitabesi : “Çünkü oldu bu Haliliye tamam Lafz-i fariğ oldu tarih ey hümam” Kitabede geçen “Fariğ” kelimesi harflerinin toplamı ebced hesabı ile H.1281 (M.1864) tarihini vermektedir. Minare Kaidesi Kitabesi : “Hak tecelli eyleyince her işi asan eder Halk eder esbabını bir lahzada ihsan eder”
Kaynaklar : KARAKAŞ, Mahmut., Şanlıurfa ve İlçelerinde Kitabeler, Ankara 2001, s. 386,387; ÖZGÜLTEKİN Ramazan, AKMAN Ekrem, DEMİRBAĞ, Hüseyin., Dünden Bugüne Siverek, s. 73.
HAMİDİYE CAMİİ
Son cemaat yeri cephesinde, bazalt taşlar arasına yerleştirilmiş beyaz kalker taşı üzerine yazılı “1894 M” yazısı caminin miladi inşa tarihini vermektedir. Hamideye Camii’nin Sultan Abdülhamid Han döneminde Osmanlı ordusu içersinde kurulan “Hamidiye Alayları” paşalarından Viranşehir Milli Aşireti Reisi İbrahim Paşa’nın vekillerinden Molla Halil tarafından yaptırıldığı söylenilmektedir. Ancak, Osmanlı Padişahı Abdülhamid Han zamanında yapıldığından “Hamidiye Camii” olarak adlandırılmıştır. 1894 yılında Molla Halil tarafından direkler üzerine düz toprak damla örtülü olarak inşa edilen cami, H.1336 (M.1916) yılında Hacı Bekir Karahan’ın masrafları üstlenmesi, Vaiz Hacı Hüseyin Efendi’nin gayretleri ile Ahmet Kuran Usta tarafından 6 çapraz tonozla örtülü bu günkü şekline getirilmiştir. Uzun kenarı mihrap duvarı boyunca uzanan enine dikdörtgen planlı, mihraba paralel iki sahınlıdır. Sahınlar mihrap duvarı boyunca ortada sıralanmış 2 bazalt sütun üzerine oturan 3 kemerle birbirinden ayrılmıştır. Her sahın üçer çapraz tonozla örtülüdür. Harime giriş, son cemaat yeri orta gözündeki kapıdan olmaktadır. Güney duvarda 3, doğu, batı ve kuzey duvarlarda ikişer olmak üzere camide toplam 9 pencere bulunmaktadır. Pencereler, diğer Siverek camilerinde olduğu gibi soğuk demir işçiliğinin ürünü işlemeli demir kafeslidir.
Hamidiye Camii
Kıble duvarından dışarıya taşkın durumdaki yuvarlak nişli mihrap sade ve süslemesiz olup son yıllarda yağlıboya ile boyanmıştır.Ağaç minber orijinal olup üzerinde basit geometrik ve bitkisel süslemeler yer almaktadır. Son cemaat yeri önde iki sütuna oturan kemerli üç gözlüdür. Son cemaat yerinin üzeri kuzey-güney yönünde ağaç görünümü veren beton kirişler üzerine düz beton örtülüdür. Son cemaat yerinin ön cephesi dam kenarı boyunca sıralanmış bazalt konsollar üzerine oturan saçaklıdır. Tek şerefeli, sivri külahlı, silindirik gövdeli minare düzgün kesilmiş kalker taşlarından inşa edilmiştir. Camide inşaat malzemesi olarak düzgün kesilmiş bazalt taşı kullanılmıştır. Caminin batı duvarı kenarından bazalt merdivenle dama çıkılmaktadır. Cami avlusunun kuzey kenarı boyunca düz damlı olarak bazalt taşlardan yapılmış imam ve müezzin odaları sıralanmaktadır. Cami duvarının batısında (avluda) Tillo evliyalarından Fakirullah hazretlerinin torunlarından Şeyh Lütfü Efendi’nin 1956 tarihli türbesi bulunmaktadır. Bu türbeden dolayı halk arasında camiye “Şeyh Lütfü Efendi Camisi” de denilmektedir. Kaynaklar : ÖZGÜLTEKİN, Ramazan., Yayınlanmamış Araştırmaları.
HASAN ÇELEBİ CAMİİ
Son cemaat yerinden harime geçiş veren iki kapı üzerindeki kitabelere göre cami H.1259 / M. 1843 tarihinde tamamlanmıştır. Cami avlusunun kuzeyinde yer alan üç gözlü revaklı abdest alma yeri H.1310 / 1892 - H.1312 / M.1894 tarihlerinde yaptırılmıştır. “Keşkül” adlı elyazması eserde “Siverek’in Hasan Çelebi Camii ve Gülabibey Camii ve Kasım Paşa Camii gibi mebani-i hayriyye o zamanlar Siverek müsellimliklerinde bulunan zevatın hayratı olarak yaptırılmıştır” cümleleriyle Hasan Çelebi Camii’nin banisinden söz edilmektedir. Cami avlusunun kuzeyindeki üç gözlü revaklı abdest alma yeri Terzizade Mustafa, Abdülhadizade Mahmut ve Rahime Hatun tarafından yaptırılmıştır. Hasan Çelebi Camii, uzun kenarı mihrap duvarı boyunca uzanan enine dikdörtgen planlı, mihraba paralel iki sahınlıdır. Harimin doğu duvarı eğri olup bunun gerisinde cami içersinden girişi olan düz damlı bir hücre yer almaktadır. Güney duvar da tam düz olmayıp mihrabın bulunduğu yerden dışarıya doğru hafif bir kırılma yapmaktadır. Sahınlar mihrap duvarı boyunca ortada sıralanmış 4 adet bazalt sütun üzerine oturan 5 kemerle birbirinden ayrılmıştır. Sütunlar siyah, kemer içleri almaşık olarak siyah-beyaz taş görünümü veren yağlıboya ile boyanmıştır. Her sahın kuzey-güney yönünde diklemesine atılmış ağaç direkler üzerine düz dam ile örtülüdür. Harimin giriş duvarı üzerinde beton kirişlere oturan ve duvar boyunca uzanan balkon şeklindeki müezzin mahfili yer almaktadır. Harime giriş, son cemaat yeri revaklarının doğu ve batı gözleri karşısına gelen kitabeli kapılardan olmaktadır. Kıble duvarından dışarıya taşkın durumdaki yuvarlak nişli mihrap sade ve süslemesiz olup son yıllarda fayansla kaplanmıştır. Önemli bir özelliği bulunmayan ağaç minber orijinal olmayıp son zamanlarda yapılmıştır. Son cemaat yeri önde üç sütuna oturan dört gözlü kemerlidir. Son cemaat yerinin üzeri kuzey-güney yönünde ağaç görünümü veren beton kirişler üzerine düz beton örtülüdür. Son cemaat yerinin batısında düz damlı bir hücre yer almaktadır. Son cemaat yerinin ön cephesi diğer Siverek camilerinde olduğu gibi dam kenarı boyunca sıralanmış bazalt konsollar üzerine oturan saçaklıdır. Harimin son cemaat yerine bakan duvarında, ortada bir mihrap, yanlarında üçer pencere ve pencerelerin yanlarında ise harime açılan birer kapı yer almaktadır. Camide inşaat malzemesi olarak düzgün kesilmiş bazalt taşı kullanılmıştır. Son Cemaat yeri cephesindeki kemerlerin içlerinde ve ön yüzlerinde düzgün kesilmiş bazalt ve kalker taşı almaşık olarak kullanılmıştır.
Son cemaat yerinin doğusuna bitişik bulunan ve kapısı son cemaat yerinden olan tek şerefeli, sivri külahlı, silindirik gövdeli minarenin gövdesi tuğlalardan, şerefeden külaha kadar olan kısım düzgün kesilmiş kalker taşlarından inşa edilmiştir.
Hasan Çelebi Camii Planı (Çizim: Bülent Nuri Klavuz)
Cami avlusunun kuzey kenarında önde iki sütuna oturan, üç gözlü kemerli abdest alma revakı bulunmaktadır. Kemerlerin sütunlar üzerine oturan geniş alanlarında revakın inşası ile ilgili biri H.1310 / M.1892, diğeri H.1312 / M. 1894 tarihli iki kitabe bulunmaktadır. Kitabelerin altında, sütun başlıklarının hemen üzerinde görülen yuvarlak beyaz zemin üzerindeki siyah renkli sekiz kollu yıldız rozetler, kemerlerdeki zikzak ve kemerlerin üzerine gelen bordürdeki baklava dilimi siyah taş - beyaz alçı süslemeler Diyarbakır yapılarının Siverek’e yansımış süsleme özellikleridir.
Camideki Kitabeler :
Son Cemaat Yeri Doğusundaki Harim Kapısı Kitabesi: “Binikiyüz elli dokuzda oldu tamam Sahib el-hayratın ver ahiretde ya Rab ihyasını Sene 1259 (M.1843) Maşaallah””
Son Cemaat Yeri Batısındaki Harim Kapısı Kitabesi : “Cümle Hayrat-i ehlişan ede Hak yevm el-kıyam Sene 1259 (M.1843) Bin ikiyüz elli dokuzda oldu cami hitam”
Abdest Alma Revakı Cephesi Doğusundaki Kitabe: “Beş vakidde iş bu mescid dopdolu insan ola Haklarında rahmet-i Hak daima ihsan ola Minnet-i cema’atden fehm eder ki bu nolsun Ol Rahime Hatununçeşm-i iki eyvan ola sene 1312 (M.1894) Digeri Rahime Hatundur u hayratta ......... Cennet içre hizmetinde huriler handan ola”
Abdest Alma Revakı Cephesi Batısındaki Kitabe: “Ma-i cariyesidir Terzizade Mustafa Ol dahi ahir nefesde sahib-i iman ola Abdülhadizade Mahmud’un da hasbi hizmetiOla makbulu Huda’nın lütfüne şayan ola sene 1310 (M.1892) Durmaya Bican-ı ezman dergah-ı Hak’dan kıl niyaz Ruz-i mahşer bunlara şafi’ iki sultan ola” Abdest alma yeri revakı cephesindeki bu kitabe Siverekli halk şairi Bican (Ahmet) tarafından yazılmıştır. Kaynaklar: GÜR, Fehmi., Siverek Camileri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü, Sanat Tarihi Anabilim Dalı Bitirme Çalışması, Van 1998, s. 22; KARAKAŞ, Mahmut., Şanlıurfa ve İlçelerinde Kitabeler, Ankara 2001, s. 388,391; ÖZGÜLTEKİN Ramazan, AKMAN Ekrem, DEMİRBAĞ, Hüseyin., Dünden Bugüne Siverek, s. 149. KARAKEÇİ CAMİİ
Harim kapısı üzerinde günümüz rakamları ile yazılmış H.1317 (M.1899) tarihi caminin inşa tarihini vermektedir. Düzgün kesilmiş bazalt taşlarından inşa edilmiş olan cami, uzun kenarı mihrap duvarı boyunca uzanan enine dikdörtgen planlı, mihraba paralel iki sahınlıdır. Sahınlar mihrap duvarı boyunca ortada sıralanmış 2 bazalt sütun üzerine oturan 3 kemerle birbirinden ayrılmıştır. Her sahın kuzey-güney yönünde dikine sıralanmış ağaç direkler üzerine düz damla örtülüdür. Harime giriş, son cemaat yeri doğu gözündeki kapıdan olmaktadır. Bu kapı üzerindeki “Maşaallah” yazısının altında yer alan “1317” tarihi hicri olup miladi 1899 tarihine tekabül etmekte ve caminin inşa tarihini göstermektedir. Tüm duvarlarda ikişer olmak üzere camide toplam sekiz pencere bulunmaktadır. Pencereler, diğer Siverek camilerinde olduğu gibi soğuk demir işçiliğinin ürünü işlemeli demir kafeslidir.
Karakeçi Camii
Kıble duvarından dışarıya taşkın durumdaki yuvarlak nişli mihrap sade ve süslemesiz olup son yıllarda fayansla kaplanmıştır. Ağaç minber orijinal olup korkuluklarında şebekeli oyma altıgen panolar, iki yanındaki üçgen alanlarda güneş kursu ve ikişer ay-yıldız motifi yer almaktadır. Minber köşkünün altına gelen dikine dikdörtgen panolarda ve yanlardaki üçgen panoların altına gelen bölümlerde birer kolu uzatılmış karelerin oluşturduğu çarkıfelek kabartmaları yer almaktadır. Son cemaat yeri önde iki sütuna oturan kemerli üç gözlüdür. Son cemaat yerinin üzeri kuzey-güney yönünde ağaç görünümü veren beton kirişler üzerine düz beton örtülüdür. Son cemaat yerinin ön cephesi dam kenarı boyunca sıralanmış bazalt konsollar üzerine oturan saçaklıdır. Caminin güney-batı köşesine inşa edilmiş olan tek şerefeli, sivri külahlı, silindirik gövdeli minare düzgün kesilmiş kalker taşlarından inşa edilmiştir.
Camideki Kitabeler :
Harim Kapısı Kitabesi : “Maşaallah 1317 (M.1899)”
SULU CAMİ (HÜSEYİN ÇERİBAŞI CAMİİ)
“Keşkül” adlı elyazma eserde; Kalenin kuzey-doğusunda “Sulu Cami” namıyla yad olunan caminin Nizip Savaşı sırasında Siverek Ordugahı kumandanı “Çeribaşı Hüseyin” tarafından yapıldığını ve bu nedenle “Hüseyin Çeribaşı Camisi” adıyla anıldığını belirtmektedir. Nizip Savaşı’nın H.1255 / M.1839’da cereyan ettiği dikkate alındığında caminin de bu tarihlerde yapıldığı anlaşılmaktadır.
Son cemaat yerinden camiye geçilen üç kapı üzerindeki ve girişteki sahnın kemerlerinin müezzin mahfiline yakın kısmındaki Siverekli Şair ve Hattat Sami Efendi tarafından yazılmış kitabelerde, yıkılmaya yüz tutmuş ve küçük caminin H.1307, 1308/M.1890, 1891 tarihlerinde Osman Ağa tarafından temelden yenilendiği, son cemaat yeri cephesindeki kitabede eyvanın (son cemaat yeri) H.1308 (M.1891) tarihinde Ömerzade Süleyman tarafından yaptırıldığı yazılıdır.
Düzgün kesilmiş bazalt taşlardan inşa edilmiş olan Sulu Cami, uzun kenarı kıble duvarı boyunca uzanan, 13 x 20 m. Ölçülerinde enine dikdörtgen planlı olup mihraba paralel üç sahınlıdır. Dikdörtgenin doğu kenarı düz olmayıp kırıktır. Sahınlar, ortada dörder bazalt sütuna oturan, iki sıra halindeki beşer kemerle birbirinden ayrılmıştır. Her sahnın üzeri kuzey güney yönünde yerleştirilmiş ahşap direklerle düz damlı olarak örtülmüştür. Harime giriş, kuzey cephedeki son cemaat yerinden, siyah-beyaz taşlardan almaşık kemerli üç kapı ile olmaktadır. Ağaç işçiliğinin XIX. yüzyıl sonlarına ait güzel örneklerinden kanatları bulunan bu kapılara kabartma olarak zengin bitkisel ve geometrik motifler, değişik istiflerde hat süslemeleri işlenmiştir. Harimin kuzey duvarı boyunca uzayan betonarme müezzin mahfili, bulunduğu sahnı ayıran sütunlar üzerine oturmaktadır.
Yuvarlak nişli mihrap sade ve süslemesiz olup son yıllarda renkli fayanslarla kaplanmıştır. Mihrap güney cepheden dışarıya taşkın bir biçimde kendini hissettirmektedir. Son yıllarda yağlıboya ile boyanmış olan ahşap minberin korkulukları ve zemine yakın kısımları şebekeli oyma, iki yanındaki üçgen panolar bitkisel süslemelidir. Minber köşkünün iki yanındaki dikine dikdörtgen panolarda kesişen kırık çizgilerin ortada altı kollu yıldızlar oluşturduğu geometrik bir kompozisyon ve birer kolu uzatılmış karelerin oluşturduğu çark-ı felek motifleri bulunmaktadır.
Sulu Camii (Hüseyin Çeribaşı Camii)
Kuzey cephedeki son cemaat yeri, önde dört sütuna oturan kemerlerin oluşturduğu beş gözlüdür. Son cemaat yeri kemerleri siyah bazalt ve beyaz kalker taşlarının almaşık sıralanması ile örülmüştür.
Son cemaat yerinin doğusuna bitişik silindirik gövdeli, tek şerefeli, konik taş külahlı fazla yüksek olmayan minare düzgün kesilmiş kalker taşlarından inşa edilmiştir.
Cami avlusunun batı kısmında, yer altındaki bir su kaynağı camiye “Sulu Cami” adının verilmesine neden olmuştur. Cami avlusunda ayrıca, bazalt bir sütun üzerindeki yine bazalt dikdörtgen bir tablaya monte edilmiş güneş saati bulunmaktadır.
Camideki Kitabeler :
Son Cemaat Yeri Revakları Cephesindeki Kitabe: “Huda’ya ehl-i kiram Ömerzade Süleymanı Cihan fahri Muhammed hakkı içün..........şad eyle Bu eyvane dedim ben de tarih-i tam Sami mısra’ı (Fani ve hem beka ile eyvan-i nev ra’na eyle) sene 1308 (M.1891)” Kitabenin son mısraı bozuk olduğundan tahmini okuma parentez içinde yazılmıştır.
Sulu Camii Planı (Çizim: Bülent Nuri Klavuz)
Son Cemaat Yeri Doğusundaki Harim Kapısı Kitabesi : “Huda ashab-ı hayrı her du alem ber murad eylesün Dahi hifz u himaye eylesün kabrin zulmetden Sular kim sarf etdiler sa’i ta’mir u tevsi’ Kamusu hissedar olsun o gün dar-ı selametden Nazm eyleyüb Sami dedi bu tarih-i tamı Mesacid beyt-i Yezdan’dır sakın dünya kelamından” Kitabenin son mısraındaki harfler ebced hesabı ile toplandığı zaman hicri 1307 (M.1890) tarihi çıkmaktadır.
Son Cemaat Yeri Ortasındaki Harim Kapısı Kitabesi : “Ehl-i hayrin dembedem isyanını afv eyleyüb Rahmetin deryasına gark eylesün ol bi niyaz Sarf edenler vas’ini bu cami’in ihyasına Olalar müzeyyen.......... du alemde ede serfiraz Ben de mühmel harf ile dedim Sami bir tarih Kıl cami’i etmeye ......... rükn-i İslamdır namaz” Kitabenin son mısraında okunamayan bir bölüm olduğundan şairin düşürdüğü tarih çıkartılamamıştır.
Son Cemaat Yeri Batısındaki Harim Kapısı Kitabesi : “Cenab-ı Hazret-i Bari kamusın........ Muazzez kılsun muhterem hemen esub ğusseden hali Bu cami hem küçük hem de haraba müşrif olmuşdu Esasından yıkub tevsi’ine sarf etdiler mali Dedi Sami bünyadına heman mu’cemle bir tarih Feyz-i Rabbani eyledi bu sene mescid-i ali” Şair Sami Efendi kitabenin son mısraında ebced hesabı ile hicri 1307 (M.1890) tarihini düşürmüştür.
Girişteki Sahın Kemerlerinin Müezzen Mahfiline Yakın Kısmındaki Kitabe: “Tarih-i tam Sahib el-hayr Osman Ağa şad olub Her du alem ola mihnetden ba’id İki surre yani on göz katre Yabdırub asarını kıldı mezid Sami’ya bünyadına dedi tarih-i tam Sa’yini meşkur ede Rabb-i şehid Sene 1307 (M.1890)”
Şair Sami efendi kitabenin son mısraında tam tarih düşürmüş olup, bu mısradaki harflerin toplamı caminin yeniden yapılış tarihi olan hicri 1307 (M.1890) tarihini vermektedir.
Kaynaklar : GÜR, Fehmi., Siverek Camileri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü, Sanat Tarihi Anabilim Dalı, Bitirme Çalışması, Van, 1998, s. 15,16; KARAKAŞ; Mahmut., Şanlıurfa ve İlçelerinde Kitabeler, Ankara 2001, s. 393-398; ÖZGÜLTEKİN, Ramazan, AKMAN, Ekrem, DEMİRBAĞ, Hüseyin., Dünden Bugüne Siverek, Konya (1997), s. 38, 72.
ULU CAMİ
“Keşkül” adlı elyazması eserinde, Ulu Cami’nin kiliseden bozularak H.982 / M.1574 tarihinde Artukoğulları Devletinin atası Firavus’un oğlu Karaarslan’ın oğlu Muhammed’in oğlu Hamdullah tarafından yaptırıldığını ifade ederek bununla ilgili kitabelerin minarenin doğusundaki sokak tarafında olduğunu belirtmektedir.
Gerçekten de minarenin doğu cephesinde yer alan iki kitabeden beyaz kalker taşına yazılmış üstte olanında “Tarih sene 982 (M.1574)”, altta bazalt taşına şerit halinde yazılmış olanında “Hamdullah bini Muhammed bini Karaarslan bini Firavus” yazılıdır. Ancak yazı karekterlerine bakarak bu iki kitabenin birbirinin devamı olmadığı, ayrı dönemlere ait olduğu anlaşılmaktadır. Zaten Artukoğulları XII.-XIII. yüzyıllarda hüküm sürmüş bir Türk Devletidir. Oysa, üstteki H.982 tarihli kitabe Artukoğllarından çok sonraları bir tarihte hüküm sürmüş olan Osmanlı dönemine aittir.
Kanaatimize göre Artukoğulları döneminde inşa edilen caminin minaresi 1574 tarihinde yenilenmiş ve Artukoğulları dönemine ait kitabenin bir parçası minarenin doğu cephesindeki bugünkü yerine yerleştirilmiştir. Ayrıca minarenin son cemaat yerine bakan batı kapısı üzerindeki ayrı bir kitabede de minarenin H.982 / M. 1574 senesinde yaptırıldığı yazılıdır.
Caminin son cemaat yeri revakları ise Şair Zeki’nin yazdığı kitabesine göre H.1306 / M.1888-89 tarihinde yaptırılmıştır.
Bu duruma göre, XII. Yüzyılda Artukoğulları döneminde inşa edilen camiye, Osmanlı döneminde (1574) minare, 1888 tarihinde de son cemaat yeri eklenmiştir.
Bazalt taşlardan inşa edilmiş olan Siverek Ulu Camii, uzun kenarı kuzey güney yönünde uzayan, 26 x 18.60 m. ölçülerinde dikine dikdörtgen bir plana sahiptir. Eşdeğerde çok kubbeli camiler grubuna giren cami, mihraba paralel üç sahına ayrılmış, her sahında üçer kubbe olmak üzere toplam dokuz kubbe ile örtülmüştür. Kubbeler ortada düzgün bazalt taşlardan yapılmış kalın ve kısa dört adet payeye, yanlarda duvarlara oturmaktadır. Payelerin kısa tutulmasıyla camide basık ve kasvetli bir hava doğmuştur. Caminin kubbeli örtüsü dıştan çatı ile gizlenmiştir. Genellikle mihraba paralel enine dikdörtgen planlı, iki yada üç sahınlı, mihrap önü kubbeli, diğer bölümleri tonozlu Artuklu camilerine karşın Siverek Ulu Camii’nde dokuz kubbenin kullanılmış olması ilgi çekici bir husustur.
Harime giriş dört gözlü son cemaat yerinin doğudan ikinci gözünün karşısına gelen kapı ile doğu ve batı cephelerin kuzey kesimlerindeki birer kapıdan olmaktadır. Son cemaat yerindeki kapının tam karşısına gelen mihrap kıble duvarı ortasındadır. Dikdörtgen nişli, kavsarası sivri kemerli ve alınlığı renkli kalem işi süslemeli mihrabın üslubuna bakarak XIX. yüzyıl sonlarına ait olduğunu söylemek mümkündür. Mihrabın 70 cm. batısında yer alan düzgün kesilmiş kalker taşından yapılmış minber de orijinal olmayıp XIX. Yüzyıl sonlarına ait olmalıdır. Zengin taş süslemeli minberin korkulukları kesişen kırık çizgilerin baklava dilimleri oluşturduğu şebekeli oyma süslemelidir. Minberin köşk kısmının sütunçeleri burmalı, sütunçeler üzerine oturan dilimli kemerciklerin yanlarındaki alanlar taş süslemelidir.
Ulu Camii
Harimin kuzey duvarı boyunca uzayan ahşap müezzin mahfili, giriş kapısının iki yanındaki sekiler üzerinde yer alan ağaç direklere oturmaktadır.
Harimin duvarlarında ve payelerinde şeritler halinde, payelerden kemerlere geçiş kısımlarında ve bazı kubbelerin pandantiflerinde yuvarlak formlar halindeki istifli renkli yazılar XIX. yüzyıl sonlarında yaşamış olan Siverekli hattat ve şair Hacı Yusuf Sami Efendi’ye aittir. 1968 yılında yapılan restorasyon sırasında yenilenen bu yazıların orijinalliği bozulmuştur.
Önde bazalt üç sütuna oturan dört gözlü son cemaat yeri dikine atılmış beton kirişler üzerine düz beton damlıdır. Cephesindeki şair Zeki tarafından yazılmış kitabesine göre son cemaat yeri H.1306 / M.1888-89 tarihinde cami önüne eklenmiştir.
Son cemaat yerinin doğu kesimindeki alt kısmı poligonal, yukarı kısımları silindirik gövdeli, tek şerefeli ve sivri külahlı düzgün kesilmiş kalker taşından yapılmış minare, doğu cephesindeki ve kapısı üzerindeki kitabelere göre H.982 / M. 1574 tarihinde inşa edilmiştir. Minare üzerindeki altıgen çini panolar, bir sürahiden çıkan haşhaş bitkisi kompozisyonları, aşağı kısmının poligonal oluşu ve batı kapısı üzerindeki kitabenin çerçevesi hemen hemen aynı yıllara ait Urfa Dabbakhane Camii ile büyük benzerlik göstermekte ve her iki minarenin aynı usta elinden çıkmış olabileceğini akla getirmektedir.
Camideki Kitabeler :
Minare Kaidesinin Doğu Cephesindeki Bazalt Taşına Yazılmış Şerit Kitabe: “Hamdullah bini Muhammed bini Karaarslan bini Firavus” “Keşkül” adlı elyazması Siverek tarihini yazan Abdülcelilzade Zühtü, kitabede geçen Karaarslan’ın Artuklu Devleti ecdadından olduğunu söylemektedir.
Minare Kaidesinin Doğu Cephesindeki Beyaz Kalker Taşına Yazılmış Kitabe: “Tarih sene 982 (M.1574)”
Minarenin Son Cemaat Yerine Bakan Batı Kapısı Kitabesi: “Bismillahirrahmanirrahim Kad ammere nazihi’l-minareti’l-mübareketiSene isna ve semanini ve tis’amie elhamdülillah” Kitabede minarenin H.982 (M.1574) senesinde yaptırıldığı yazılıdır. Son Cemaat Yeri Revakları Cephesindeki Kitabe: “Dedi ra’na oldu bu tak-ı mu’alla ............inşasına badi olan Mübarek eylesün Allahu a’la Dedi Zeki’ya bir tarih-i revakın Ede avni ğinasın Hak Taala 1306 (M.1888-89)”
Kaynaklar : GÜR, Fehmi., Siverek Camileri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü, Sanat Tarihi Anabilim Dalı, Bitirme Çalışması, Van, 1998, s. 11-14 ; KARAKAŞ; Mahmut., Şanlıurfa ve İlçelerinde Kitabeler, Ankara 2001, s. 399-402; ÖZGÜLTEKİN, Ramazan, AKMAN, Ekrem, DEMİRBAĞ, Hüseyin., Dünden Bugüne Siverek, Konya (1997), s. 37, 71, 72.
TÜRBELER
CERRAH BABA TÜRBESİ
“Keşkül” adlı elyazması eserde Cerrah Baba’nın hayat hikayesi hakkında bir belge ve bilginin bulunmadığı kaydedilmektedir. Cerrah Baba ve yine Siverek’te türbesi bulunan Koç Ali Baba’nın 639’da bölgenin fethine gelen İslâm ordularının komutanı İyaz bin Ganem’in yanında savaşan Cabir el-Ensar’ın çocukları olduğu, Siverek’i fetheden İyaz bin Ganem’in Koç Ali’yi Vali, kardeşi Cerrah’ı da imam olarak Siverek’e tayin ettiği halk arasında anlatılmaktadır. Yine her iki kardeşle ilgili olarak halk arasında şöyle bir olay anlatılmaktadır : “Bir gün Cabir Peygamberimizi yemeğe davet eder ve evdeki kuzuyu keser. Kuzunun kesildiğini gören küçük oğlu Cerrah, babasının kuzuyu nasıl kestiğini kardeşi Ali’ye tarif edeyim derken Ali’yi keserek öldürmüş olur. Korkusundan kaçarken damdan düşen Cerrah boynu kırılarak ölür. Bunu duyan Peygamberimiz her iki çocuğun cesedini yanına getirterek mesheder ve çocuklar dirilir”
Cerrah Baba Türbesi
Kaynaklar : ÖZGÜLTEKİN, Ramazan, AKMAN, Ekrem, DEMİRBAĞ, Hüseyin., Dünden Bugüne Siverek, Konya (1997), s. 37, 71, 72
KAFUR DEDE ZİYARETİ
Viranşehir Varidat Katibi, Siverekli Abdülcelilzade Zühtü Efendinin 1926-1927 tarihinde yazdığı ve Siverek tarihini konu alan “Keşkül” adlı elyazması eserde Kafur Dede’nin hayat hikayesi hakkında bir belge ve bilginin bulunmadığı kaydedilmektedir.
Kafur Dede Türbesi
Kaynaklar : ÖZGÜLTEKİN, Ramazan, AKMAN, Ekrem, DEMİRBAĞ, Hüseyin., Dünden Bugüne Siverek, Konya (1997), s. 42.
KEMAL HOCA TÜRBESİ
Siverek İlçe Merkezi, Hasan Çelebi Mahallesi, Karaçöl Caddesi, Yavuzselim İlköğretim Okulu karşısındaki bu türbenin içersinde yatan zat Kemal Hoca’nın vefat tarihi olan 1874 yılında inşa edildiği tahmin edilmektedir.
Araştırmacı Sadık Albayrak “Son Devir Osmanlı Uleması” adlı eserinde Kemal Hoca hakkında şu bilgileri vermektedir: “Kemal Hoca Bağdat’ta dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir.Babasının adı Şeyh Süleyman’dır. Şeyh Süleyman; Molla Mustafa, Kemal Hoca, Molla Hüseyin ve Kâtip Molla adlarındaki dört oğlu ile birlikte 1810 yılında Siverek’e yerleşmiştir. Siverek’e geldikleri zaman Kemal Hoca Delikanlılık çağındaydı. Kemal Hoca ilim tahsili için Diyarbakır’a gitmiştir. Diyarbakır’da tasavvuf ehli olan bir Müderristen ders almıştır. Zeki, dürüst, çalışkanlığı hocasının iltifatına mazhar olmasına vesile olmuştur. Diyarbakır’da tahsilini bitirdikten sonra Siverek’e geri dönmüştür.
Kemal Hoca Siverek’te Sulu Cami’de (Hüseyin Çeribaşı Camii) imamlık yapmıştır. Bu görevinin yanısıra Feyziye Medresesi’nde müderrislik yapmıştır. Şu anda Tülükler Kahvesi’nin bulunduğu yerde o zamanlar bir tekke bulunuyordu. Kemal Hoc’nın bu tekkeye gidip, orada yapılan zikirlere ve sohbetlere katıldığından bahsedilmektedir.
Kemal Hoca H.1290 (M.1874) yılında Siverek’te vefat etmiştir. Mezarı şu anda Yavuz Selim İlköğretim Okulu’nun karşısında bulunmaktadır. Mezarı türbe haline getirilmiştir.Bu türbe halk tarafından ziyaret edilir. Halk Kemal Hoca’nın bir Veli ve keramet sahibi olduğuna inanmaktadır. Halk tarafından bir çok kerameti görülmüştür.”
Kaynaklar : ALBAYRAK, Sadık., Son Devir Osmanlı Uleması, İstanbul 1980, s. 541.
KOÇ ALİ BABA TÜRBESİ
Siverek ilçe merkezindedir. Sivri kemerlerle birbirine bağlanmış dört bazalt zütun üzerine oturan sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülü olan türbenin içerisinde Koç Ali Baba’nın mezarı bulunmaktadır.
“Keşkül” adlı elyazması eserde; Koç Ali Baba türbesinin Siverek kasabasının Havuz Bahçe mevkiindeki mezarlıkta kargir bir yapı olduğu, ancak bu alanın Maarif’e verilmesi nedeniyle bu türbenin içersindeki tahta tabutlarda yatan Koç Ali Baba’nın, hanımının, oğlunun ve kölesinin naaşlarının naklinin yapıldığı sırada Koç Ali Baba’nın cesedinin mumyasız olduğu halde çürümediği, sol memesi altındaki yaranın ve kölesinin kesik başlı oluşunun bunların şehit edildiklerine işaret sayıldığı ifade edilmektedir.
Koç Ali Baba Türbesi
Bu bilgilere dayanarak, esas türbenin Siverek’in Havuz Bahçe mevkiindeki mezarlıkta bulunduğu, 1927 yılında bugünkü yerine nakledildiği ve üzerine günümüzdeki baldeken kümbetin yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak bugün kümbet içersinde Sadece Koç Ali Baba’nın mezarının bulunması, onun hanımı, oğlu ve kölesininin mezarlarının da nakledilip edilmediği hakkında bilgi vermemektedir. Koç Ali Baba ve yine Siverek’te türbesi bulunan Cerrah Baba’nın 639’da bölgenin fethine gelen İslâm ordularının komutanı İyaz bin Ganem’in yanında savaşan Cabir el-Ensar’ın çocukları olduğu, Siverek’i fetheden İyaz bin Ganem’in Koç Ali’yi Vali, kardeşi Cerrah’ı da imam olarak Siverek’e tayin ettiği halk arasında anlatılmaktadır. Yine her iki kardeşle ilgili olarak halk arasında şöyle bir olay anlatılmaktadır: “Bir gün Cabir Peygamberimizi yemeğe davet eder ve evdeki kuzuyu keser. Kuzunun kesildiğini gören küçük oğlu Cerrah, babasının kuzuyu nasıl kestiğini kardeşi Ali’ye tarif edeyim derken Ali’yi keserek öldürmüş olur. Korkusundan kaçarken damdan düşen Cerrah boynu kırılarak ölür. Bunu duyan Peygamberimiz her iki çocuğun cesedini yanına getirterek mesheder ve çocuklar dirilir” Kaynaklar : ÖZGÜLTEKİN, Ramazan, AKMAN, Ekrem, DEMİRBAĞ, Hüseyin., Dünden Bugüne Siverek, Konya (1997), s. 41.
HAMAMLAR
ABDALAĞA HAMAMI Siverek ilçe merkezi Cumhuriyet Meydanı’ndadır. Kitabesi olmadığından ve herhangi bir kaynakta hakkında bilgi bulunmadığından inşa tarihi tespit edilememiştir. Kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı Abdalağa Hamamı düzgün kesilmiş bazalt taşlarından inşa edilmiş olup kubbe ve tonoz örtüleri tuğladandır. Soğukluk, ılıklık, sıcaklık ve külhan bölümlerinden oluşan hamam klasik Osmanlı hamamları planında inşa edilmiştir.
Soğukluk Bölümü (Soyunma Yeri) : Bazalt taştan sekizgen kasnak üzerine oturan, aydınlık fenerli büyük bir tuğla kubbe ile örtülü olan, kare planlı soğukluk bölümüne doğu cephedeki beton saçaklı bir kapıdan girilmektedir. Esas kapının güney cephede olduğu ve bu kapının örülerek önününe dükkanlar yapıldığı, doğu cephedeki kapının sonradan açıldığı yaşlılar tarafından söylenilmektedir. İç kısımda yapılan tadilatlarla soğukluğun orijinal şekli bozulmuş, orta kısmına fıskiyeli, basit beton bir havuz yapılmıştır.
Ilıklık Bölümü :
Soğukluğun güneyindeki bir kapıyla geçilen ılıklık bölümü doğu-batı yününde dikdörtgen planlı olup üzeri beşik tonozla örtülüdür. Ilıklık bölümünün ve kuzeyindeki sıcaklık bölümünün doğu kesimleri günümüzde yıkık vaziyette olup üzerlerine bir sıra dükkan inşa edilmiştir.
Sıcaklık Bölümü :
Ilıklığın kuzey duvarı ortasındaki bir kapıdan geçilen sıcaklık bölümü, ortada büyük bir kubbe, dört köşede daha küçük kubbelerle örtülü köşe hücreleri ve bu hücreler arasındaki beşik tonozlu 4 eyvandan oluşmuştur. Ortadaki büyük kubbe, kuzey ve doğudaki eyvan ile kuzey-doğu ve güney-doğu köşelerindeki hücrelerin kubbeleri tamamen yıkılarak üzerlerine dükkanlar inşa edilmiştir. Sıcaklığın geri kalan bölümleri harap bir şekilde günümüze ulaşmıştır.
Külhan Bölümü :
Sıcaklığın kuzeyine bitişik olduğu söylenilen külhan bölümü tamamen yıkılmış olup üzerine bugün Halk Bankası olarak kullanılmakta olan betonarme bina inşa edilmiştir.
1970’li yıllardan beri harap bir şekilde olan Abdalağa Hamamı, Kültür Bakanlığı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 9.4.1982 gün A-3342 sayılı kararı ile korunması gerekli eski eser olarak tescil edilmiş, ancak gün geçtikçe daha da harap olan bu tarihi hamamın korunması için herhangi bir önlem alınmamıştır.
Kaynaklar : Urfa Müzesi Müdürlüğü, Anıt Tescil Fişi.
CINCIKLI HAMAM
Siverek ilçe merkezinde bulunan bu hamamın kitabesi olmadığından ve herhangi bir kaynakta hakkında bilgi bulunmadığından inşa tarihi tespit edilememiştir. Duvarları düzgün kesilmiş bazalt taştan, kubbe ve tonozları tuğladan inşa edilmiş olan Cıncıklı Hamam içerden sıvanarak inşaat malzemesi tamamen gizlenmiştir. Soğukluk, Ilıklık ve Sıcaklık bölümlerinden oluşan hamam bu özelliği ile klasik Osmanlı hamamları planındadır.
Doğu cepheden beşik tonozlu bir bölümden girilen kare mekanlı soğukluğun üzeri, aydınlık fenerli ve tromplu büyük bir kubbe ile örtülüdür. Kare mekanın çevresinde iki katlı soyunma camekanları sıralanmıştır. Doğu cephedeki orijinal giriş günümüzde örülerek iptal edilmiş, ılıklığın batı duvarına açılan bir kapıdan hamama giriş verilmiştir.
Ilıklık Bölümü :
Soyunma yerinin kuzey batı köşeden girilen ılıklık bölümü dikdörtgen planlı olup, kuzey güney yönünde sıralanmış iki kubbe ile örtülüdür. Kubbeler yanlarda duvarlara, ortada bir kemere oturmaktadır. Batı duvarına sonradan açılan bir kapı ile ılıklık bölümü esas fonksiyonunu yitirmiş ve hamamın giriş bölümü haline gelmiştir. Ilıklığın güney kesimindeki beşik tonozlu küçük eyvanın içersinde hamamın tuvaletleri bulunmakta iken kapının açılması ile bu tuvaletler de iptal edilmiştir.
Sıcaklık Bölümü :
Soğukluk ve ılıklık bölümünün güneyindeki sıcaklık bölümü, ortada mukarnaslı pandantifli büyük bir kubbe, dört köşede daha küçük kubbelerle örtülü köşe hücreleri ve bu hücreler arasındaki beşik tonozlu 4 eyvandan oluşmuştur. Güneydeki eyvanın arkasında su haznesi bulunmaktadır.
YERALTI HAMAMI
Siverekli Abdülcelilzade Zühtü Efendi tarafından yazılan ve Siverek tarihini konu alan “Keşkül” adlı elyazması eserde , Siverek kalesinin kuzey eteğinde, yer altında bulunan “Yeraltı Hamamı”nın Rumlar (Romalılar olmalı) zamanına ait olduğu ve kalede oturan hükümdar ailesinin bir tünelle inerek hamamı kullandığı belirtilmektedir. Sözü edilen tünel günümüzde yoktur. Mimari özellikleri ve soğukluk, ılıklık, sıcaklık bölümleriyle Siverek ilçesindeki Osmanlı dönemine ait diğer iki hamama benzemesi dikkate alınarak Yeraltı Hamamı’nın Osmanlı dönemine ait olduğunu söylemek mümkündür.
Yeraltı Hamamı, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden oluşan klasik Osmanlı Hamamları planındadır. Soğukluk Bölümü:
Uzun kenarı kuzey güney yönünde dikdörtgen planlı ve boydan boya beşik tonozla örtülü soğukluk bölümüne giriş kuzey cephedeki kapıdan inen merdivenlerle olmaktadır. Ancak günümüzde soğukluk, uzun kenarlarına sağlı sollu yıkanma hücreleri yapılarak sıcaklık bölümü ile birlikte yıkanma yeri olarak kullanılmaya başlanılmış ve üzerine betonarme inşa edilen yeni bölüme soğukluk (soyunma yeri) fonksiyonu verilmiştir. Soğukluğa inen merdivenin sol tarafında kurna olarak kullanılan 60 cm. yüksekliğinde, 44 cm. genişliğinde ve 30 cm. kalınlığında Geç Assur dönemine ait çift boğa kabartmalı kalker taşından bir kaide bulunmaktadır.
Ilıklık Bölümü :
Soğukluğun batı duvarından bir kapı ile girilen ve kuzey güney yönünde uzun bir beşik tonozla örtülü olan ılıklık bölümü sıcaklıktan tam tecrit edilmemiş, orta kısmı adete bir eyvan gibi sıcaklığa açılmıştır.
Yer altı Hamamı
Sıcaklık Bölümü :
Ilıklığın eyvan fonksiyonu gören orta kısmından girilen sıcaklık bölümü, ortada büyük bir kubbe, kuzey-batı ve kuzey doğu köşelerinde daha küçük kubbeli köşe hücreleri, biri köşe hücrelerinin arasında, diğer ikisi orta kubbenin kuzeyinde ve |