MİLLİ MÜCADELEDE VE  URFA’NIN KURTULUŞUNDA SİVEREK’LİLER

   

Osmanlı ’nın  yakılan külleri içinde Dünya tarihinin en büyük kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi Anadolu’da yaşanmıştır. Milli mücadele için bütün bölgelerimiz ve bütün vatan evlatları kanlarını şerefle akıtmışlardır. Bu büyük mücadelede hiç kimse ve bölge önde veya arkada kalmış değildir. Milli Mücadele top yekun, tek yumruk ve tek yürek halinde verilmiş bir kahramanlık destanıdır. Aşağıda bu emsalsiz kahramanlık tablolarından Anadolu’nun bir parçası olan Siverek’te yaşananları anlatacağız.  

Osmanlılar  pek çok dini, ırkı ve dili bir arada tutmasını  bilmiş, bütün bu kavimleri barış içinde büyük toplumsal olaylara meydan vermeden yüzyıllarca  huzur içinde yaşatmıştır. Özellikle Hıristiyan unsurlara çok geniş hürriyet ortamı sağlamıştır. Patrikhanenin merkezinin İstanbul olması bunun en büyük delilidir. Ermeniler de gerek Anadolu’nun batısında, gerekse doğusunda yüzyıllarca huzur içinde yaşamışlardır. Ancak, zaman gelecek kendilerine “Millet-i Sadıka” denilen Ermeniler başta olmak üzere bu unsurlar Batılılar tarafından Osmanlıyı yıkmak ve parçalamak için kullanılacaklardır. 

 Sınır tanımayan ihtiraslar içerisinde Anadolu’yu emelleri doğrultusunda işgal etmek ve aralarında paylaşmak amacında olan Haçlı zihniyetinin, Urfa ve çevresindeki faaliyetleri için sonun başlangıcı olan tarih, 7 mart 1919‘dur. Bu tarihte İngilizler Urfa’yı asayişi korumak bahanesiyle işgal etmişlerdir. Halbuki Diyarbakır’daki 13. Kolordu Kumandanı Ahmet Cevdet’in Harbiye nezaretine çekmiş olduğu şifreli telgrafta asayiş konusunun İngilizlerin iddia ettiği gibi olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Telgrafta; İngilizler Urfa Livasını asayişi korumak bahanesi ile işgal etmişlerdir. Ancak zamanımızda Urfada en ufak bir olay olmamışken, İngilizlerin gelmesinden sonra ve özellikle son zamanlarda bu livada asayiş çok bozulmuştur. Eşraf köylerine gidemiyor ..... Ayrıca Amerikada Halep , Adana ve Urfada bulunan Ermenilere gelen mektuplarda, Ermenilerin göç etmeleri özendirilerek Amerikaya çağrılar yapılıyor. Bunun da siyasi amaçla yapıldığını zannediyorum ..... Halep, Adana ve Musul vilayetlerinde vatandaşımız olan Ermenilerin Fransız ve İngiliz birliklerine asker yazıldıkları, güneydeki Ermenilerin bir de buralarda ‘asayiş yok’ propagandasını yaymak için korkutma temasının bilinçli olarak ortaya çıkarıldığı da anlaşıldı.”[1]

 25 Mart’ta  Urfa  I. Süvari Alayının karargahına yerleşen İngilizlerin[2] baskıları, I. Süvari Alayı’nı 30 Mart’ta Siverek’e çekilmek zorunda bırakmıştır.

Sivereklilerin Milli Mücadele Dönemi’nde ortaya koydukları ilk başarıyı, bölgeyi işgal altında tutan İngilizlerin namlı yüzbaşısı Woolley ’e karşı tutundukları tavrın neticesinde görmek mümkündür. Siverek’e hem halkın fikirlerini öğrenmek, hem de İngiliz emellerine hizmet edebilecek bir taraftar kitlesi toplamak amacıyla gelen Woolley, Sivereklilere hitaben, devletine (İngiltere) sadakat gösterilmesi halinde hem medeniyet imkanlarından yararlanma fırsatının doğacağını hem de güvenlik içerisinde bir hayat sürdürülebileceğini[3] ifade etmiştir. Ancak belli ki, İngilizlerin Lawrens aracılığı ile Arabistan’da uyguladıkları politikalardan haberdar olan ve bağımsızlıkları için her şeyi göze alan Siverekliler Woolley ’e şu manidar yanıtı vermişlerdir.

 “Bayrağımızın gölgesinden başka bir gölgede yaşamak istemeyiz.”[4]

 Yüzbaşı Woolley’i bu şekilde uğurlayan Siverek ileri gelenleri, hemen akabinde Viranşehir’i de bu konuda uyarmış ve Woolley’in gelmekte olduğunu bildirmişlerdir. Siverek‘lilerin bu ikazının Viranşehir’de itibar bulduğu ve Woolley’ in orada da pek hoş karşılanmadığı  kaynaklardan anlaşılmaktadır.[5]

 Metin Kutusu: Ömer Cudi Paşa
Mütareke ile birlikte başta İstanbul olmak  üzere yurdun değişik  yerlerinde çeşitli dernekler kurulmuştu. Bunlardan birisi de Kürdistan Teali Cemiyetidir. Başlangıçta cemiyetin kurulması hükümetçe benimsenmiştir. Bölgenin itilaf devletlerince, Ermeniler  ve Araplar arasında paylaştırma çabaları yoğunlaşınca, bundan kuşkulanan Tevfik Paşa hükümeti, Kürtlerin de bu yönde çalışmalarını istemiştir. Hükümet böylece ileride Kürtlerle anlaşacağını hesaplayarak bu cemiyetle, Ermeni  ve Arapların programlarını baltalamayı amaçlamıştır. Başlangıçta hükümet  destekli  kurulan bu cemiyet bir siyasal parti olmadığını açıklayarak işe başlamışsa da daha sonraki eylemleri tamamen siyasaldır. 17 Aralık 1918 tarihinde kurulan bu cemiyetin sonradan ayrılıkçı sayılmasını, tüzüğünde açıklanan amacından çok, yaptığı faaliyetlerde ve İngiliz Noel  (Nevil) gibi milli birlik ve beraberliği bozma çabasında bulunan yabancılarla giriştiği temaslarda aramak lazımdır. Dernek, Meşrutiyetin siyasal sözlüğüne uygun olarak daha çok “Kürt  Kulübü” diye adlandırılmıştır. [6]

 Bu kulübün Diyarbakır, Siverek ve çevresinde de İngilizlerin desteği ile bazı girişimleri olmuştur. Bu  faaliyetler hakkında, bir örneği Genel Kurmay Başkanlığı’na bir diğer örneği de Mustafa Kemal ’e gönderilen istihbarat raporunda önemli bilgiler vardır. Bu raporda kulübün Siverek’teki faaliyetleri de belirtilmektedir.   

 

            “Şifre                                                              Diyarbekir, 30 Mayıs 1919

 

            Mardin livasındaki seyahatinden sonra Derik’e giden İngiliz Binbaşısı Nevil oradan Diyarbekir’e geleceğini söylemişken Viranşehir ’e hareket etmiştir….İngiliz Nevil’in Viranşehir’e gitmesi Milli  aşiretinin reisleriyle görüşmek içindir; bundan önce yüksek bilgileriniz olduğu gibi bir kurmay yüzbaşı Halep’ten gelip, Milli aşiretinin reisi Mahmut Bey’le Viranşehir’de görüşmüştü.  Bu görüşmeden sonra Mahmut Bey’in kardeşleri güya çöl Arap Aşiretlerinin saldırılarına karşı silah toplamak üzere Siverek, Karaçorun ve Karacadağ’a gittikleri ve bunlardan Siverek’e giden İsmail Bey , Siverek eşrafından bir yüz bulamadığı, Siverek Birinci Alay Kumandanlığından bildirilmiştir…

             Osmaniye’de bulunan Topçu Alayının aldığı bilgiler ise Milli reislerine Diyarbekir, Elazığ  Vilayetleriyle Urfa livası verildiği ve buralardan Kürdistan bağımsızlığını ilan   ve adı geçen yerlerin İbrahim Paşa  oğulları arasında taksim olunacağı ve bunun için yapılacak teşkilata esas olmak üzere Milli reislerinin Siverek Livası içerisinde dolaşıp kendi fikir ve görüşlerine yardımcı olacak ağalar seçip her şahsın kendilerine kayıtsız şartsız itaat ve kesinlikle birer at ve birer silah sağlamaları ve kendileri tarafından çağrıldıklarında hemen katılmaları ve buna karşı gelenlerin ve çağrıldıkları zaman gelmeyenlerin  öldürülüp mallarının yağma edileceği ve   amaçla Milli Reisi Mahmut Bey ’in dörtyüz atlı ile birlikte Osmaniye ve Karacadağ  çevresine geldiği ve Diyarbakır Kürt  Kulübünün de yönetime el koyarak ortadan kaldırmak istediği halk arasında yayılmıştır….”[7]

             Belgeden, Milli  aşiretinin reislerinin ve Kürt  Kulübünün Siverek ve çevresinde oluşturmak istedikleri baskı açıkça anlaşılmaktadır.Ancak açık olan bir başka husus da Siverek Alay Kumandanının beyanında da ortaya çıkan, bu faaliyetlerin Siverek’te ve Siverek eşrafı arasında yüz bulmadığıdır.

  

Siverekliler Aşiretleri Barıştırıyor..!

             İngilizlerin bu türlü faaliyetlerine mukabil, Siverekliler ve Siverek eşrafı  kavgalı aşiretleri barıştırmak ve Viranşehir  dahil olmak üzere bölgedeki tüm aşiretleri İngilizlere karşı birleştirmek üzere harekete geçmişlerdir. Bu plan çerçevesinde öncelikle Siverek’te o dönemde kavgalı bulunan Karakeçi-Milli, Nasanlı-Sinanlı... gibi aşiretler barıştırılmış, ardından bir istihbarat belgesinden de açıkça anlaşıldığı üzere bölge aşiretlerini işgalcilere karşı birleştirmek için Siverek eşrafından Cudi Paşa , Odabaşızade  Mahmut Efendi ve Vaiz Hüseyin Efendi  Viranşehir’e gitmiştir. Belge şu şekildedir.

            

            Şifre-Tel                                             Diyarıbekir, 8 Nisan 1919

 

            XIII ncü Kolordu Kumandan vekili Cevdet’ den

            Harbiye Nezareti Yüce Makamına

 

“Siverek eşrafından Cudi Paşa, Odabaşı Mahmut Efendi  ve din adamlarından (ulemadan) vaiz Hüseyin Efendi Viranşehir ’e gelmişler, iki akşam Viranşehir’de kalarak 6 Nisan 1919 tarihinde Milli aşireti Reis Mahmut Beyle birlikte Şemer, Anze ve diğer aşiret reisleriyle görüşmek üzere çöle gitmişlerdir. Bu reislerin seyahatlerinden amaçları:

 

            Aşiretler arasında ayrılık ve anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak, uyum içerisinde bir birlik sağlayarak çöldeki çobanlara varıncaya kadar dışarıdan sorulacak bir soruya cevap olarak; “Biz Osmanlı  Hükümetinin en sadık bir kölesiyiz, ülkemizde şimdiye kadar olduğu gibi güvenlik ve asayiş sağlanmıştır. Ve hiçbir surette başka bir hükümet yönetiminde yaşamayız. Sizi de ancak İslam geleneklerimiz gereği misafir olarak kabul edebiliriz” dedirtmektir.[8]

 

Siverek de İşgal edilmek istendi...

 

            İngilizlerin, buna benzer keşif hareketlerini bütün Güneydoğu Anadolu’da yapmış oldukları bilinen bir gerçektir. Ancak İngilizlerin Siverek’te nabız yoklamaları neticesinde almış oldukları manidar cevap onları  bu hareketlerinden caydırmış ve hatta planlamakta oldukları “Siverek işgalinden” de vaz-geçirmiştir.[9] Siverek’in İngilizler tarafından  işgal edilmek istendiği ancak buna cesaret  edemedikleri  aşağıdaki  istihbarat  raporundan  da  açıkça  anlaşıl-maktadır                                                                 

                                      .

 

 

            Şifre-tel                                                          Diyarbekir, 15 Mayıs 1919

 

            XII ncü Kolordu K. Vekili Ahmet Cevdet’ ten

            Harbiye Nezaretine

 

            “Siverek bölgesine uçak gönderilmemesi için Urfa ’daki İngiliz İşgal Kumandanlığına yazılan telgrafa Urfa’ daki Elli birinci Alay Kumandanı adına Binbaşı Brus imzasıyla alınan cevapta:

            Viranşehir’e giden kurmay yüzbaşı Voli ’nin Kürt  aşiretlerine ziyaretinin amacının, Osmanlı Hükümetine yardımda bulunmak ve adı geçen aşiretler arasında asayişi sağlamaktan ibaret olduğu ve esasta yüzbaşının Kürtler in ruhi durumlarını bildiği ve gezdiği bölgelerde bütün sivil ve askeri memurlar tarafından kendisine büyük yardımlar yapıldığı takdirde Siverek bölgesine uçak gönderilmeyeceği bildirilmiştir.

            Gerçekte adı geçen yüzbaşıya her yerde iyi kabul gösterilmesi, yardımda bulunulması ve korunması için gereken yerlere yazılmıştır.

            Kürtlerin psikolojik durumlarını bilir denilen bu şahsın asayişin korunması amacıyla gezdiğinin bildirilmesi dikkati çekicidir…

            Binbaşı Brus’a  bu konuda gereken cevap yazılmıştır.

            Bu sebeple şimdilik uçak gönderilmesinden vazgeçilmiş olacağı bilgi bakımından arz edilir…”[10]

 

 

 

 

        İzollu   Bozan Ağa                               Siverekli Bahri                          Şaraptullu Ömer Ağa

 

Mustafa Kemal’den Telgraf

      İngilizler’in bölge üzerinde hayata geçirmek istedikleri bin bir çeşit bölme planı bütün hızıyla devam ederken, aynı tarihlerde Anadolu için bir kurtuluş ışığı doğmuş, Mustafa Kemal , olağanüstü yetkilerle Samsun’a çıkmıştır. Mustafa Kemal’in Anadolu Hareketinin başına geçmesi ve tüm yurtta Müdafa-i Hukuk cemiyetleri kurulması emri Siverek’e de ulaşmıştır.

 

            Siverek  eşrafından Cudi Paşa  hazretlerine

            Müdafaa-î hukuk teşkilatını bir an evvel icrasile neticesinin ve esami listesinin telgrafla işarı rica olunur.

    5 teşrinisani 335

Müdafaa-î Hukuk Cemiyeti Namına

Mustafa Kemal [11]

 

Siverekte Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Kuruluyor

 

Mustafa Kemal’in 5 Ekim 1919 tarihli telgrafla Siverek’te bir Müdafa-i Hukuk Cemiyeti kurulması isteğine hemen yanıt veren Siverek eşrafı, Siverek Müftüsü Yeşilbaş Osman Efendi nin evinde bir toplantı yapmıştır. Toplantı neticesinde Siverek Müdafa-i Hukuk Cemiyeti  aşağıdaki gibi teşekkül etmiştir.

Başkan: Cudi Paşa

Üyeler : Odabaşızade  Mahmut Efendi.(Meclis-i Mebusan Üyesi)

Ramazanoğlu Mehmet Ağa

Re’fet Bey

Karahanlı Şehmus

Molla Şeyh

Şaraptullu Ömer Ağa [12]

 

 

 

 

           Rüştü Küçükömer                   Karahanlı Şeyhmus                         Peçi Mustafa

 

Siverekliler ve Cudi Paşa başkanlığındaki Siverek Müdafa- i Hukuk Cemiyeti, artık var güçleri ile vatanı düşmandan temizleme gayreti içerisine girmişlerdir. Urfa  telgrafhanesi Fransızların elinde olduğundan Siverek telgraf hanesi başında bizzat Cudi Paşa Bulunmak kaydıyla Sivasta bulunan M.Kemal Paşa ile irtibat kurulmuştur.[13] Urfa’nın işgal altında olması, dikkatleri oraya en yakın, en güvenli ve haberleşmenin en kolay yapılabileceği yere yani Siverek’e çekmiştir. Nitekim bu durum M. Kemal imzalı bir başka telgrafta açıkça anlaşılmaktadır.

 

Vesika                           Sivas                                   Kelime

6                                   347                              40

 

            Siverek  Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyetine

            Merkezinize nizamname mucibince merbut bulunan heyet-i idarelerle temasın hüsnü idare ve idamesi ile heyet-i temsiliye tarafından vaki bilcümle işaret ve talimattan bunların haberdar edilmesini son derece lutfu ehemmiyet buyurulması rica olunur

27 teşrin sami 335

Vüsulu 3 kânunuevvel 335

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-î Hukuk Cemiyeti Heyeti

Temsiliyesi namına

Mustafa Kemal[14]

 

 

M. Kemal, Cudi Paşa’ya Soruyor  (..ne yapacaksınız ?)

 

Mustafa Kemal’in bizzat Heyet-i Temsiliye namına çektiği telgraf üzerine Siverek, Sivas’ta bulunan ve daha sonra Ankara’ya geçecek olan  Heyet-i Temsiliye’nin Urfa’daki gelişmeler açısından adeta gözü kulağı olacak, gelişmeleri sıcağı sıcağına Heyet-i Temsiliyeye bildirmek için büyük gayret göstereceklerdir.[15]

Mustafa Kemal Sivasta iken Siverekte Mudafa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Cudi Paşa  ile olan haberleşmelerinden birinde Cudi Paşa’ya:

-Eğer Fransızlar Urfadan sonra Siverek’e doğru yürüyüşe geçerlerse ne yapacaksınız ? diye sorunca Cudi Paşa  cevaben :

-Bütün eli silah tutan şehirli ve köylü halkla Siverek- Urfa  sınırında Fransızların karşısına çıkacağım ve gerekirse Urfayı işgalleri altında bulunduran Fransızları burdan da atmaya çalışacağım.

Bu yiğitçe söze çok sevinen Mustafa Kemal Sivas’tan ona sivil çekilmiş bir resmini göndermiştir.[16]

 

Ali Rıza Bey ve Ali Saip  Siverek’e Sığınıyorlar..

 

İngiliz işgal kuvvetleri bölgede fazla tutunamayacaklarını anlayınca Suriye  İtilafnamesinin  de  gereği  yerlerini  yavaş  yavaş  Fransızlara  terk  etmeye başladılar. Fransızların bölgede Ermeni  kıtaları oluşturarak onları teşkilatlan-dırmaları milli iradenin uyanmasına ve daha hızlı örgütlenmesine yol açtığı muhakkaktır.

“İngilizlerin gıdıklayarak öldürme siyaseti” yerini Fransızların baskıcı yönetimine ve Jurnalin prim yaptığı bir döneme bırakmıştır ki, bu jurnallerden ilk nasibini alan kişi Urfa Jandarma Komutanı Ali Rıza Bey’dir. Ermenilerin çıkardığı bir olaydan sorumlu gösterilen Ali Rıza Bey, Fransız baskısına maruz kalmış, görevden alınmak istenmiştir.[17] Durumun hassasiyeti karşısında Urfa’yı terk etmekten başka çıkar yol bulamayan Ali Rıza Bey, 26 kasım 1919’da Urfa’dan ayrılarak Siverek’e doğru hareket etmiştir.[18] Ancak Ali Rıza Bey, yolların İşgal kuvvetleri tarafından tutulmuş olduğunu görünce güzergahını değiştirmiş ve Viranşehir’e gitmiştir. Bununla beraber bölgenin en güvenli ve teşkilatlanmış şehrinin Siverek olması, Viranşehir’de bulunan Ali Rıza Bey’in  Siverek ile irtibata geçmesinde etken olacaktır. Siverek’e gelme arzusu içerisinde, Siverek Jandarma Komutanı Aziz Bey’le haberleşen Ali Rıza Bey’e Siverek’ten aşağıya aynen aldığımız manidar telgraf iletilmiştir.

 

Viranşehir ’ de Ali Rıza Bey’ e

Buraya geliniz. Siverek  halkı arkanızdadır. 3.12.1919

           Siverek  Jandarma Komutanı

Aziz RIZKI [19]

 

 

 

 

 

             Ramazan Ağa                               Sakip Gürmen                               Remtelebe

 

Fransızlar tarafından Ali Rıza Bey’in yakalanması  ve teslimi için hemen bir kararname çıkartılmış ve bu durum müeyyidelere bağlanmış olmasına rağmen, Siverekliler sinesini Milli  Mücadelenin bu kahramanına pervasızca açmıştır. Nitekim bu durum 6 Aralık 1919  tarihli Ali Rıza Bey’in Sivas’ta Temsil Heyetine çektiği bir telgrafta açıkça görülmektedir.

 

Heyet-i Temsiliye Başkanlığına

“Numara 174. Durumumun belirlenmesine ve emrin gelişine kadar Siverek’te bulunacağım. Siverek’te pek büyük destek gördüm.”[20]

 

Albay Normand Siverek’e Geliyor!

 

Bu arada Fransızlar da boş durmuyor, teslim aldıkları sahalarda siyasi faaliyetlerde bulunmak ve daha geniş alanları işgal edebilmek için aşiretleri ve kasaba merkezlerini ziyaret ederek halkın nabzını ölçmeye, çeşitli vaad ve tehditlerle onları yanlarına almaya çalışıyorlardı. Bölgeye medeniyet getireceklerini, eğer kendileri ile beraber olurlarsa bu medeniyet nimetlerinden faydalanacaklarını, aksi taktirde sonuçlarına katlanacaklarını propaganda ediyorlardı. Aşiret reislerine büyük miktarda altın teklifleri yapılıyordu. Ancak aşağıda da görülecektir ki, Fransızlar bütün bu vaad ve tehditlere rağmen vatanlarına yürekten bağlı bölge insanını asla yanlarına alamamışlardır.                                                   Öğretmen Kerim Fırat

 

 Bu amaçla Fransız albayı Normand,  Güneydoğu Anadolu’yu dolaşarak halkın temayüllerini öğrenmeye çalışmıştır.[21] Albay Normand, Urfa ’da iken Siverek Müdafa- i Hukuk Cemiyeti başkanı Cudi Paşa ’ya bir mektup yazarak,      

Siverek’e gelmek istediklerini ve orada ileri gelenlerle bir toplantı yapacağını, bu bakımdan iyi  karşılanmasını, amacının ülkeyi işgal olmayıp, iki ülke arasındaki iyi ilişkilerin yeniden tesisini sağlamak olduğunu” belirtmiştir.[22]

 

  Siverek  Müdafaa-î Hukuk Cemiyetine

 

              Kemal-ı serbesti ile vaki olan işarınızdan dolayı müteşekkirim. Ancak fikrinizde isabet etmediğinizi söylemekliğime müsaadenizi talep ederim. Gayet merd bir asker olan General Goro  beni memleketinizi işgal için değil fakat sizinle teyidi muhadenet için gönderiyor. Harp münasebetile duçarı inkita olan iki memleket arasındaki münasebet-i hasaneyi tesis etmek emelindeyim. Siverekten esnayı mürurımda cemiyetinize teminatı lâzıme de bulunmak üzere beni halı içtimada kabul etmenizi ve ihtiramatı faikamın kabulunu rica ederim.

                                                                                               Kolonel Norman                                                                                                            Vüsulu

                                                                                     12 kânunu sani 336

                                                                                     13 kânunu sani 336

 

Albay Normand’ın bu mektubundan, Siverek’lilerin kendisine daha önce olumsuz bir mektup yazdıkları ve Fransız işgaline karşı olduklarını bildirdikleri anlaşılıyor ki, Albay mektubunda “amaçlarının işgal olmadığını” belirtmek zorunda kalmıştır.[23]

 

Siverekte Fransız Albay Normand’ın Başına Gelenler

 

        “Biz toprağımızı gavurlara satacak değiliz”

 

16 Ocak 1920 tarihinde heybeler dolusu altınla Siverek’e gelen Albay Normand , taraftar toplamak ve Ermeni devletinin propagandasını yapmak için Diyarbakır ’a kadar gitmek düşüncesinde idi. Odabaşızade  Mahmut Efendi’ye misafir olan Albay Normand akşam yemeğinden sonra Diyarbakır'a gideceği

 

 

 

 

           Cerrah Ağa                                     Ömer Neban                                  İbrahim Köran

 

fikrini beyan etmiştir. Normand’ın “Fransızların buralara medeniyet getirecek-lerini, memleketin istilası için bütün mevcudiyeti ile çalışacaklarına, Fransız idaresini arzu edenlere külli miktarda altın vereceğine” dair sözlerine karşı Siverekliler şu manidar yanıtı vereceklerdir.

“Biz  toprağımızı gavurlara satacak millet değiliz. Binaenaleyh bundan sonra daha ileri de gidemeyeceksiniz.” Bu şekilde Albaya tokat gibi bir cevap veren Siverekliler, O’nun buradan öteye gitmesine de engel olmuşlardır.

İlk olarak durumu askeri makamlara bildiren Siverekliler, Normand ’ın faaliyetlerinin ve ilerlemesinin kesinlikle engellenmesi gerektiği talimatını alınca, hemen zekice bir planı tatbika geçmişlerdir. Şöyle ki; iri cüsseli 10-15 kişi silahlı olarak Normand’ın bulunduğu odaya gönderilerek kendilerini çevre aşiret reisleri olarak tanıtmışlar. Aşiret reisleri sıfatıyla odaya giren bu kişiler Normand’ı Siverek’ten öteye geçirmeyeceklerini ima etmişlerdir. Daha sonra  planın ikinci aşamasına geçilmiş, halk yatsı namazından dağıldıktan hemen sonra şehrin her tarafı silah sesleri ile yankılanmaya başlamıştır. Yoğun silah seslerinden rahatsız olan, oturduğu yerden sık sık kalkıp gezinmeye, tercümanı aracılığı ile ne olduğunu anlamaya çalışan Fransız Albay’ı Normand’a:

-“Bu havali umumiyetle aşiretlerden müteşekkildir. Güzergahınız olan yollardaki halk geleceğinizi haber almışlar. Biz, onların şehre baskın yapmasından endişe ettiğimizden, şehri müdafaaya hazır olduğumuzu gösterir uyarı atışları yapıyoruz.” cevabı verilmiştir.[24]

Zaten Normand ve beraberindekiler, Siverek’e girerken Siverek halkının, numayişiyle karşılaşmış ve kafileyi çevreleyen kalabalık, gelenlerin aleyhinde gösterilerde bulunmuş, hatta Normand’ın yardımcısı olan Maumy  bu olaylar neticesinde biraz tartaklanmıştır. Dışarıda silah sesleri ile iyice sinirleri yıpranan Normand, bu sırada Ermenilerden kendisi ile görüşmeye gelen bir grubu, “bu ortamda siyasal yönden sakıncası olur” düşüncesiyle geri çevirmek zorunda kalmıştır .[25]

Siverek Mutasarrıfı ile Süvari Alay[26] kumandanı Binbaşı İsmail Bey ’in Normand’a Diyarbakır’a gitmesinin kendisi için tehlikeli olacağını belirtmesi ve kendisine karşı zekice tatbik edilen plan nedeniyle tereddüde düşen Albay Normand ertesi gün geldiği yere, Urfa ’ya geri dönmek zorunda kalmıştır. Tatbik edilen plan başarı ile uygulanmış ve Albay Normand’a gerekli gözdağı verilerek Siverekten öteye, Diyarbakır’a gitmesi engellenmiştir.

İstanbul'dan Diyarbakır'a giden Piskopos Kendifyan'ın Ermeni Patriği Zaven Efendi 'ye gönderdiği mektupta işgal güçlerinin planlarını apaçık görmek mümkündür. Mektupta doğudaki Ermeni faaliyetlerinden bahsedilerek, Adana    ve Mersin'de olduğu gibi Diyarbakır'da da cemiyetlerinin bir şubesini açtıklarını, İngiliz ve Fransız teftiş memurlarının da kilisede tertip ettikleri mitinge katıldıkları ifade edilirken, Fransız Albay Normand ’ın Siverek ve çevresindeki  faaliyetleri hakkında da bilgiler mevcuttur.                                   

“Kilisede yeri hâzırlanan ceneral denilen zâtın Miralay Norman olduğu kaviyyen istidlâl olunuyor. Çünki Piskopos, Norman'ın ceneral olduğunu söylemişdi. Küçük Yortu, 18 Kânûn-ı Sânî sene [13]36 târîhine tesâdüf eyliyor. Norman da o gün burada bulunabilecekdi. Norman Mardin'de iken DH’ye Diyârbekir'de bir ay kalmayacağını bildirmişdi. Bu ma‘lûmâtlar Norman'ın işgâle vesîle îcâdı içün geldiği kanâ‘atini tevlîd etmişdir…

Evvelce ahâlînin galeyânına rağmen Diyârbekir'e seyâhâtine müsâ‘ade edilmiş ve Siverek'e kadar gelmiş iken bu seyâhatin mektûb mütâla‘asıyla alâkadar görülmesi ve ahâlinin devâmlı galeyânı hasebiyle Norman'a Siverek'den Urfa'ya dönmesi lüzûmunu teblîğ ettiğim nezârete arz edilmişdi….”

Yukarıdan da anlaşılacağı üzere, Diyarbakır ’ın işgaline bahane aramak maksadıyla buraya doğru hareket eden Norman’ın, Siverek’te karşılaştığı engelleme ve galeyan, durumu net bir şekilde gözlemlediği anlaşılan Piskopos Kendifyan’ın, Norman’ın Siverek’ten dönmesi lüzumunu belirten tebliği  neticesinde bu niyetinden vazgeçtiği görülmektedir. [27]

             Siverekliler,  20 Ocak 1920 sabahı  Normand’ı gerisin geri gönderdiği gün, Urfa ’da Fransız baskısına dayanamayan Jandarma kumandanı Ali Saip Ursavaş’a da, tıpkı selefi Ali Rıza Bey ’e yaptıkları gibi sinelerini açtılar. Ali Saip,  Siverek ’e doğru ilerlerken yolda Nordman’la karşılaşır. Ali Saip de, Urfa Jandarma komutanının nereye gittiğini bilmeyen Normand da hayli şaşırmışlardır. Ancak şaşkınlık uzun sürmemiş Diyarbakır’a doğru harekete geçen Normand’ın, Siverek halkının gösterdiği tepki üzerine geri dönmeye mecbur kaldığını Ali Saip, Normand’ın koruyucu subayından öğrenir.[28]

 Siverek’lilerin Fransız Albayına karşı tatbik ettikleri plan ve işgale karşı gösterdikleri tepki Fransa’nın  Urfa siyasi hakimi Saju tarafından şu sözlerle değerlendirilmiştir:

Böylece Albay Normand’ın Diyarbakır’a gitme planları suya düşmüş ve tam bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır.[29]

Metin Kutusu: Siverekli Polis Ziya
Bu arada 2 Şubat 1920’de Siverek’e ulaşan Ali Saip , bu günü  şöyle anlatmaktadır:

Siverek’e ulaşmakla Cudi Paşa’ya konuk olduk.. Cudi Paşa bize çok konukseverlik gösterdi. Gerek kendisi gerekse Mahmut Efendi  bize, her türlü ayaklanma ve harekete katılacaklarına, yardım sağlayacaklarına dair söz verdi.[30]

Ali Saip Siverek’te, emniyet içerisinde Urfa kurtuluş harekatının hazırlık   ve   savaş  planlarını buradan gözden  geçirerek yönetmiştir. Bu arada Urfa’dan gelen bir takım bilgileri Heyet-i Temsiliye’ye ilettiğini görmekteyiz. Ali Rıza bey ve daha sonra Ali Saip’in Fransızların baskılarından kurtulmak ve güvenlikleri açısından daha emniyetli olduğu için geldikleri Siverek, Urfa’nın kurtuluşunda  komuta merkezi görevini üstlenmiştir.

                                                                                             

Siverek Kuvvetleri Urfaya Hareket Ediyor...

 

Fransızların baskıları devam ederken, birkaç sarhoş Fransız askerinin  Urfa ’da kadınlar hamamına girdikleri haberi Siverek ’te de duyulmuş ve halk heyecana kapılarak galeyana gelmişti. Şubat ayı başında Siverek Belediye binasında toplanan eşraf ve ileri gelenler, Siverek Kuvay-ı Milliye Birlikleri’nin hazırlanmasını kararlaştırmışlardı. Amaçları Urfalıların yardımına koşmak ve Fransızları şehirden geldikleri yere püskürtmekti.

Hasan İzettin Dinamo  eserinde bu günü şöyle anlatmaktadır.

 

“O gün havanın soğukluğuna bakmadan bütün Siverek  halkı sokaklara dökülmüştü. Ahırlardan çıkarılan güzel arap atlarının tüyleri tımar edilip parlatılıyor üzerlerine gümüş kakmalı takım ve eğerler vuruluyordu. Memlekette binmeye elverişli bütün atlar, silah kullanabilir askerlik etmiş her yaştan bütün erkekler köşeden bucaktan çıkardıkları mavzerleriyle atlarının üzerinde belediyenin önüne varıyorlardı. Kaç atlı ve silahlı çıkarılabileceği çabucak hesaplandı, herkesin evinde son hazırlığını yapması Urfaya yürüyüş gününün bildirileceği söylendi. Herkes dağıldı ve hazırlık başladı. Sandıklardan bayramlık süslü giyneklerle bezenmiş muşambalara sarılıp saklanmış tüfekler çıkarılıyor, atların nalları yenileniyor, eğerleri onarılıyordu. Bütün ufak tefek gizli cephanelikler açılıp bellere ve gögüslere çaprazlama takılarak armalara dikkatle fişekler yerleştiriliyordu. Yedek subaylarda cepheden getirdikleri subay giynekleri, tabancaları ve dürbünleri ile atlılara katılmak üzere harıl harıl hazırlanıyorlardı.” [31]

 

Siverek Müftüsü “Yavrularım! bu gün gayret ve namus günüdür”

 

6 Şubat 1920’de, Siverek Kuvay-ı Milliye birlikleri, tasarlanmış olduğu üzere hükümet meydanında toplandılar. Atlıları meydandaki yerlerini almış, kadın, erkek, çocuk,yaşlı herkes yakınlarını uğurlamaya çıkmıştı. Hükümet meydanı hıncahınç dolmuş, Siverek Müftüsü Osman Efendi  hareketten önce Urfa’ya gidecek Kuvay-ı Milliye savaşçılarına ve halka bir konuşma yaparak onları cesaretlendirmiş ve dualarla uğurlamıştı.

Müftü; “Yavrularım, bugün gayret ve namus günüdür. Düşmanı bulunduğu yerde ölüme mahkum edenler yaşama hakkına malik olurlar. Vatan ve memleket sevgisini taşımayanlarda namus ve iman bulunmaz”. [32]

İki kol halinde hazırlanıp yola çıkan Siverek Kuvay-ı Milliye kuvvetlerinin 150’si Mehmet Emin Efendinin ve diğer 150’si de Mehmet Ramazan  ve Mehmet Sakıp Efendi lerin komutası altında bulunuyordu. Bunlar Cudi Paşa  ile  Mahmut Bey’ i temsil ediyordu.[33]

Bugünkü Siverek ilçe sınırlarında bulunup Şanlıurfa kurtuluş savaşına katılan  aşiretler ve gönderdikleri kuvvetler aşağıda belirtilmiştir.

 

1-   Bucak  aşireti 150 er, Ramazan Ağa oğlu Mehmet Ağa komutasında

2-   Milli  (Kırvar ) oymağının  mevcudu 150 kişi olup, Odabaşı Mehmet Emin Efendi  komutasında

3-   İzollu aşireti  100 er,  Zülfikar Ağa ile oğlu Bozan Bey komutasında

4-   Şeyhanlı aşireti  100 er, Hacı Ömer Efendi komutasında

5-   Karahanlı aşireti  gönderdiği er sayısı 30

6-   Küçük Ömer’in Rüştü  30 kişi ile,

7-   Küran aşireti  20 kişi Mustafa Küran ve İbrahim Küran komutasında savaşa katılmışlardır.

8-   Karakeçili aşiretinin  gönderdiği er sayısı tespit edilememiştir.

 

Şanlıurfa Kurtuluş Savaşında herhangi bir aşirete bağlı olmayıp da savaşa katılan Sivereklilerin de aşağı yukarı 800 kişilik bir kuvvet olduğu sanılmaktadır. Ayrıca Siverek’te 1000 kişilik bir Kuvay-ı Milliye kuvveti yedekte bekletilmiş ve bu bin kişilik yedek kuvvetin görevi ise; Şanlıurfa Kuvay-ı Milliye birlikleri  yenilirse ve Fransızlar kuzeye doğru Büyük Ermenistan hayallerini gerçekleştirmek için işgale devam ederlerse, düşmanın bu bölgeden elini kolunu sallayarak rahatça geçmesine engel olmak olarak belirlenmişti.

   Siverek Milli Kuvvetleri Karaköprü’de!

 Siverek’ten 6 Şubat 1920 tarihinde harekete geçen milli kuvvetlerimiz Karacurun  ve Külünçe köylerindeki konaklarında  kendilerine katılan o havali aşiret kuvvetleri ile birlikte Karaköprü mevkiinde Ali Saip’in  (Ursavaş) komutasındaki 150 kişi kadar olan Urfa milli kuvvetlerine katıldılar. Siverek milli güçlerinin, Urfa’ya giren 3000 kişilik milis kuvvetleri arasında, 800-850 kişilik bir potansiyele sahip olduğu kaynaklardan anlaşılmaktadır. Urfa’nın şehir halkından çıkarabildiği gönüllü milis kuvveti ise 600 kişiden ibarettir.[34] İşgal güçleri (Fransa) 460 nefer ve 10 zabitten oluşmakta, Kumanda kademesinde Urfa Fransız Hakim-i Siyasisi diye imza atan Yüzbaşı Sajou bulunmaktaydı.[35]

 Siverek Kuvay-ı Milliye güçlerinin bir kısmı, 8 Şubat gecesi Karaköprü deresini takiben Sırrın yolu ile Harran kapısından bir kısmı da Bey kapısından şehre girdiler. O gece Urfa  ileri gelenleri, Siverek milli kuvvetlerini  misafir ederek çetin bir mücadele için dinlenmelerini temin etmişlerdi.[36]

 İlk Ateş ve İlk Şehit...

 9 Şubat günü Jandarma deposunda bulunan silah ve cephanenin milis kuvvetlerine taksimatı yapılırken, Urfa  hapishanesinde bulunan gençlerin de milis kuvvetlerine kazandırılması amacıyla serbest bırakılmaları üzerine, durumdan haberdar olmayan bir nöbetçinin bu olayı firar zannedip ateş açması ile beraber bir anda her taraftan silah sesleri yükselmeye başladı. Kendilerine ateş edildiğini sanan Fransızlar, şehre muazzam bir ateş yağmuru başlatmış, Fransız ateşine milis kuvvetleri de mukabelede bulununca savaş bir anda patlak vermiştir.[37] Aslında henüz Türk tarafı arasında gerçek manada silah dağıtma işleri bitmemesine rağmen ilk ateşlerle birlikte “vuruldu, düştü” sesleri işitilmiş ve iki tarafın da siperlere yatarak çarpışması başlamıştı. Bu sırada bazı evler  Kuvay-ı Milliye tarafından savunma için uygun hale getirilirken yoğun bir kar yağışı da alabildiğine sürmekteydi.[38]

 İşte bu hengamede Siverek’ten gelen milis kuvvetleri iki acı haberle sarsıldılar.. Bu haberlerden ilki, babasını  hapseden Fransızlardan intikam almaya koşan Urfa mebusu Ali Efendinin oğlu, Cudi Paşanın yeğeni, Mehmet Sakıp Efendi nin pek ateşli ve korkusuz atıldığı ilk hücumda yaralandığı haberi idi. [39]  İkincisi de, Siverek’in Karakeçi  nahiyesine bağlı Garbi köyünden Hasan oğlu Musa ’nın şehit düştüğü haberiydi.[40] Ancak bu durum onların intikam ve kahramanlık duygularını daha çok bilemiş ve diğer kahramanlarla beraber Urfa destanını yazmışlardır.

 Böylece daha savaşın ilk gününde Siverek’liler Urfa  Kuvay-i Milliyesinin ilk şehidini ve gazisini[41] vererek vatanları uğrunda hiçbir eza ve cefadan geri durmadıklarını ve durmayacaklarını kanlarını dökerek ispatlamış oldular.

Bediuzzaman Karakolunun Zaptı!

 Bu şekilde başlayan Urfa’nın kurtuluş mücadelesinde Siverek’liler pek çok yararlılıklar ve kahramanlıklar sergilediler. Burada Bediüzzaman  karakolunun zaptında gösterilen yararlılıkları anmayı tarih önünde, harekata katılan kahramanlarımıza karşı bir borç addettiğimizi belirtmek isteriz.

Urfa ’nın işgalinde, Fransızlara, Ermenilerin her türlü asker ve silah yardımında bulundukları belgelerle sabit olan bir vakıadır. Ermeni  mahallesi ile Fransız kuvvetleri arasında ulaşımın sağlandığı mevki, Bediüzzaman  karakoluydu. Düşmanın hayat damarlarından birisini kesme ameliyesi olarak da adlandırabilecek olan bu mevkinin zaptı vazifesi Siverek’lilere verilmişti.

Urfa  harekatını idare eden Ali Saip , Bediüzzaman karakolunun zaptını hatıralarına şu cümlerle nakş edecektir.

“21-22 Şubat 1920 gecesi Bucak ve İzol aşiretinden ifraz alınan  bir kuvvet Ermeni  mahallesi ile Fransız mevazii arasında ve merkezi bir vaziyette bulunan Bediüzzaman Karakolunu işgal ederek Ermenilerle Fransızlar arasındaki muvaseleyi kat eyledi....[42]

Hatıraları ile gerek Urfa kurtuluş mücadelesine gerekse bu mücadelede Siverek’lilerin üstlendiği vazifelere birinci derecede kaynaklık eden Kerim Fırat   anılarında Bediüzzaman karakolunun zaptını şöyle anlatıyor.

“Mahsur Fransız’lara, Ermeniler manen ve maddeten yardım ediyorlardı. Bediüzzaman  karakolunun işgalinden evvel Ermeni gönüllüleri bilfiil düşman ileri karakollarında Fransız askerleri gibi hizmet görüyorlardı. Gündüzleri köpeklerle, geceleri de tarafeyn (her iki taraf) arasında muhabere (haberleşme ve ulaşım ) vuku’a geliyordu...Ulaşım hattının merkezini teşkil eden Bediüzzaman karakolu idi. Burası işgal ettiğimiz hiçbir yerden semtten görünmüyordu. Buranın zabt ve işgali takarrur etti. Siverek mücahidlerinden Bucak ve İzollu aşireti  efradından seçilen güzide bir kuvvet 21-22- Şubat gecesi karanlığında, bulunduğumuz mevkiye başta Bucak kuvvetini idare eden Ramazan Ağa oğlu Mehmet’le , İzollu Aşiretini idare eden Bozan Ağalar müfreze kuvvetleri ile birlikte geldiler. Her iki aşiretten ifraz edilen kuvvetler Bozan ağanın sevk ve idaresine verildi.

Siverek’li Ramazan Ağa oğlu Mehmet Ağa mücahitlere hitaben:

-Arkadaşlar bize verilen vazifeyi ifa etmek borcumuzdur. Ölmek var dönmek yok. Sizi göreyim. Siverek’in ve Siverek’lilerin adını yükseltmek aynı derecede borcumuzdur.”

Kar diz boyunu aşmış, soğuk bütün şiddeti ile devam ediyordu. Birden Bozan Ağanın iman dolu sesi avluyu inletti ve titretti . “Allah’a ısmarladık, hakkınızı helal edin...” Bu müfreze karlara gömüle gömüle bayır aşağı kayboldu. Artık Bediüzzaman karakolunu işgal dakikaları yaklaşıyordu....Bu tarihi hadise hakkında beni tenvir etmek üzere Bozan Ağa ile görüşmek fırsatını da elden kaçırmadım ifadesini aynen yazıyorum;

“Maiyetimdeki kuvvetle yatsı zamanı hareket etmiş idim. Müfrezemin ileri keşif tertibatını ve verilecek emirlerimin ileriye kadar varılması hususunda ihmal etmemiştim. Yanımda 12-13 yaşlarında bir çocuk götürmüştüm. Bu çocuk korku nedir bilmezdi. Karakola yaklaştım. Beraberimde götürdüğüm taşları karakola doğru sapanla atmaya başladım. Bu hareketim 5-10 defa  tekerrür etti. Küçük Çocuk ta cesaret alarak ileriye doğru yürüdü. Artık karakolda kimsenin kalmadığına kanaat getirdim. Arkada kalan kısmı külliyi çağırarak karakola girdik. Kırk neferi karakolda bırakarak yirmi neferi Bediüzzaman türbesine götürdüm. ...

Hızmalı köprüde ayrıca bıraktığım dört nefer, düşmanın karakola doğru geldiğini bana malumat vermişlerdi. Adamlarıma, gelen kuvvetin kendi istikametlerini geçtikten sonra vereceğim işaret üzerine ateş açmalarını bildirmiştim. Bizde sükuneti temini vardı onlarsa bile perva yürüyüş ve ilerlemelerine devam ediyorlardı. Karakola kırk elli metre kalıncaya kadar geldiler. Birden ateş emrini verdim iki ateş arasında kalan düşmanlar kurşun fırtınamızdan sersemleyerek müdafaa etmeyerek firar  ettiler. Bir müddet sonra bulundukları yere vardık, on kişi ölü verdiklerini, mütebakisinin geri döndüğünü gördüm. Artık bundan sonra gerek karakolda mazgal açmak, gerekse türbenin etrafını taşlarla örmek, gelecek düşman kurşunlarına karşı bina duvarını mukavemetini arttırma tasası güdüyordum.

......Milli kuvvetlerden Bediroğlu Osman, Hasan oğlu Halil, Ömer oğlu Ahmet,Muhacir Arif şehit düşmüşlerdi.”[43]

Böylece Siverek’liler bu denli önemli mevkinin alınması için kendilerine duyulan güveni boşa çıkartmamış, stratejik açıdan büyük öneme sahip Bediüzzaman karakolunu zapt ile Fransız’ların önemli bir hayat damarını kesmişlerdi.

Siverek’lilerin sadece Bediüzzaman karakolunun zaptı ile sınırlı kalmayan  fedakarane ve cansiperane mücadeleleri Küloğlu tepesi ve Mahmut Nedim ’in konağına yapılan taarruzlarda zirveleşmiş burada gösterilen kahramanlıklarla  adeta efsaneleşmiştir.

Siverek Milli kuvvetleri Urfa Cephesinde bütün varlıklarıyla çarpışırken, cephe gerisindeki Siverek’liler de boş durmuyor, ellerinden gelen her türlü fedakarlık ve gayreti gösteriyorlardı. Muharebe esnasında vaki olan yaralanmalarda kullanılmak üzere, Siverek eczanelerinde bulunan bütün tedavi malzemeleri Urfa’ya ulaştırılmıştı.[44]

Cephe hatlarında meydana gelen her türlü değişikliği ve gelişmeyi temsil heyetine bildirmek gibi önemli bir vazifeyi ifa etmenin yanı sıra, cephede savaşan hemşehrilerine destek olacak her türlü girişimde bulunuyorlardı. Nitekim Siverek adliyesinde bulunan iki adet topun Urfa ’ya ulaştırılmasında gösterilen duyarlılık, katlanılan fedakarlığın basit bir göstergesidir.

            “Ankara Müdafa-i Hukuk Heyeti Temsiliye Riyasetine

Urfa mücahidinin talep ettikleri iki sahra topunun alınmaması azmi milliye iradesine sekte ve teşebbüsatı fiiliyeyi haleldar etmekte bulunduğundan behemehal şu cihetin teminini istirham ve Siverek ’de bulunan iki topu zabtına ibtidar olunacağı mahsus bulunduğu maruzdur.”

11 Şubat 336

Siverek Müdafa- i Hukuk Cemiyeti Reisi

Cudi Paşa [45]

Cudi Paşa , Heyeti Temsiliye’ye yukarıdaki telgrafı çektikten sonra Siverek Adliyesinde bulunan sila