SİVEREK’Lİ ŞAİRLER

 

 

 

Şair İbrahim Rafet

 

            Şair İbrahim Rafet, 1875 yılında Siverek'te doğmuştur. Kadirzade ailesinden Abdurrahman Behçet Efendi'nin oğludur.

            Siverek Feyziye medresesinde okuyan İbrahim Rafet, o zamanın müftüsü Zülfükar Efendi'den ve Hacı Yusuf Sami Efendi'den ders almıştır. Burada  Arapça ve Farsça derslerinin dışında müspet ilimleri de okumuştur. İbrahim Rafet şiirlerinde "RAFET" mahlasını kullanıyordu. Peygamberimizin mevlidi şerifini de yazmıştır. Tüm şiirlerinin toplandığı iki ciltlik divanı mevcut olup basımı yapılmamıştır.

            l342 (1926) yılında bir çok aşiret reisleriyle beraber Konya’ya sürgün edildi. O dönemde Atatürk'e hitaben yazıp gönderdiği bir şiir üzerine, sürgünü kaldırılan şair İbrahim Rafet, Konya'da memurluğa atandı. Burada 18 ay kaldıktan sonra Siverek'e döndü. Geri kalan ömrünü Siverek'te geçirdi ve 4 Şubat 1938 yılında vefat etti. Siverek’te defnedildi. 

 

             Şiirlerinden örnekler:

 

Yad eyle  o demleri ki sefilane gezerim

Çar köşe-i otağı garibane gezerim

Etmişti gönül hayli zaman yurdunu gaip

Ben de o garip elde hazinane gezerim

 

...............

 

Her veçhile kurtulmadan ümidi kesince

Çal patlasın her yerde sefilane gezerim

Dehr ateşini zehrile söndürmek için

İstimli dimağımla rindane gezerim 

 

   

Hacı Yusuf Sami Efendi 

 

            Hacı Yusuf Sami Efendi, Kadirzade ailesinden Müftü Eyyüp Efendi'nin oğlu olup 1846 yılında doğmuştur.

             Arapça ve Farsça  dersleri ile birlikte Tarih, Edebiyat, Coğrafya, Hesap, Hendese, Hayvanat, Nebatat ve İlm-i nücum derslerini almıştır. Şiir dalında ve Hat sanatında da büyük başarılar sağlayan Yusuf Sami Efendi, uzun bir süre müderrislik yapmıştır. Siverek'te başta Ulu Cami ve Gülabi Bey camileri olmak üzere bir çok camideki hat örnekleri kendisine aittir. Bu yazılar  günümüze kadar ulaşmıştır. Kendi el yazısıyla yazmış olduğu kitaplardan bu gün elimizde mevcut olanlar şunlardır.

 

      1-Mevlid'i şerif 

      2-Künuzün-niem

      3-Hilye-i Saadet  

      4-El Kasidetün- Necatiye 

  

      Yusuf Sami Efendinin halen Ulu camide kendi hatttıyla yazmış olduğu ve kendisine ait olan Hilye'i şerif kasidesi şöyledir.       

 

Ne devlettir bu devlet kim bize lütfu inayettir

A'tayı bi nihayet Lihye-i paki saadettir     

 

Zamanı fırsatı elden bırakma gel ziyaret kıl

Niyaz et halisane çün ziyaretgahi ümmettir

 

Selat ile selam et kubbe-i hadraya arz eyle

Edibane ziyaret eyle yahu vakit fırsattır  

 

...............

 

Resuli müctebanın yadigarıdır riayet kıl

Buna ta'zimu tavkir eylemek Sami itaattır      

 

                            

Bican (Ahmet) 

   

Siverek'te doğmuş ümmi bir halk şairidir. Keçeci olarak 1902 yılında Urfa’ya gelmiş ve altı yıl burada kalmıştır. 1910 yılında vefat eden Ahmet Bican'ın mezarı Siverek'tedir. 

         

Şiirlerinden bir örnek:

 

Haramizadeler durdu nişane  

Bak nasıl kıydılar şu perişane

Müessir kurşunlar erince cane 

Doldurdu efganı çölü yabanı 

 

Ne yatarsın uyan ey kaddi ar'ar 

Seni vuran kimdir kim o derbeder 

 Rehberdir zatına Cenab-ı Haydar

 Dünyevi uhrevi yüksektir şanı 

Hazık tabip keşfetmedi yarayı  

Kime arz edeyim bu macerayı 

Maktul diye takrir eden tuğrayı   

Hamemdir eyleyen zarı nihanı  

 

Şahedet şerbetin şu genç yaşında 

Nuş ettin mi anı mevtin çağında 

Bağban olduğun dostun bağında

Kokladın mı sümbül ile reyhanı

 

Şahap   

 

1889 yılında Siverek'te doğdu. Ailesi Kadirzadelerden olup Harran sağlık memurluğu yapmıştır. 1932 yılında gittiği Diyarbakır'da tedavi gördüğü hastalıktan kurtulamayarak vefat etmiştir. Mezarı Diyarbakır Mardin Kapı mezarlığındadır. 

             

Şiirlerinden bir kıta :

 

 

Ne dinsizsin a zalim meclisinde bir safa yoktur  

Vücudum yandı ser ta ser bana dar'üş-şifa yoktur  

Bütün haban içinde sen gibi hiç bi-vefa yoktur  

Bilirdim bi-vefasın zerrece sende vefa yoktur  

Lebi hamranı gösterdin beni anınla kandırdın     

 

                         

Prof.Dr.Abdülkadir Karahan     

 

            Hacı Zülfükar Karahan'ın oğlu Abdülkadir Karahan, Türkiye’nin Eski Türk Edebiyatçılarının önde gelenlerindendir. 1913 yılında Siverek'te doğmuştur. İlk tahsilini Siverek'te yaptıktan sonra 1934 yılında İzmir Muallim mektebinin orta kısmını bitirdi. 1934-35’te İzmir’de öğretmenlik yaptı. Daha sonra İzmir Lisesini bitirdi.

            1939 yılında İstanbul Üniversitesi Türk dili ve Edebiyat Fakültesi ve Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdi. 1939-1942 yılları arasında Samsun Lisesinde, 1942-1947 yılları arasında da İzmir İnönü ve Atatürk Liselerinde Edebiyat Öğretmenliği yaptı. 1945 yılında Doktor, 1952’de Eski Türk Edebiyatı Doçenti oldu. Daha sonra Eski Türk Edebiyatı Profesörlüğüne  yükseldi.

27 Mayıs 1960 İhtilalinde Üniversitelerden uzaklaştırılan 147’ler arasında o da vardı. Daha sonra kürsüsüne döndü. 1983’te emekli oldu. Uluslar arası kongrelerde 70’i aşkın tebliğ sundu. Şiirle edebiyata giren ve bir de şiir kitabı çıkaran Prof.Dr.Abdülkadir Karahan Eski Türk Edebiyatını konu alan araştırma ve incelemeleriyle bilinir.

Eserlerinden Bazıları: 1-Güneşin Doğduğu Yurt (Şiirler-1934) 2-Fuzuli Muhiti, Hayatı ve Şahsiyeti (1949) 3-Nabi (1953) 4-Nef'i (1954) 5-Fatih Şair Avni (1956) 6-Fuzuli'nin üç dilde şiirleri

 

Şiirlerinden bir örnek:

 

.................

Gün ufukta belirdi sular parlıyor bakın

Şimdi Dicle ruhuma parmaklarımdan yakın

O da ışık içinde koşuyor ileriye..

 

Yer yüzü bir uçmağı andırıyor doğuda

Altından saçlarını güneş yıkıyor suda

Güneşi yudum yudum içen ırmak sarhoştur.

 

Gök kutlular gibidir bu doğuşu  yakından

Dağlar dönmüşe benzer heybetten bir akından

Bilseniz gün doğuşu Dicle’de ah ne hoştur.[1]

 

 

Prof. Dr. İhsan Sezal    

 

            1947 yılında Siverek doğdu. İlk ve orta öğrenimini Siverek ve Diyarbakır'da bitirdi. 1965 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesinde başladığı üniversite öğrenimini gittiği İngiltere'de tamamladı. Lisans ve yüksek lisansını Manchester ve Bath Üniversitelerinde yaptı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde doktorasını yaptı. 1988 yılında Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Müsteşarlığına getirildi. Müsteşarlığın yanı sıra dört yıl (1987-1991) YÖK üyeliği yaptı. UNESCO  Milli komisyonu yönetim kurulu üyesi ve Başkan yardımcılığını da yapan  Prof.Dr.İhsan SEZAL, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı iken, 1995 yılında Başkent  Üniversitesi "Sosyal Bilimler Enstitüsü"nü kurmak görevini üstlendi (1995).

 

     

Basılmış Kitaplarından Bazıları    :

    

1-Alaca Dünya (Şiir 1969,1996)

2-Sosyoloji Yazıları (1983,1991,1995)   

3-Sabır ve Gül (Şiir 1989)   

4-Hangi Gökyüzü (Şiir 1995)      

 

         

 

ANLAR

 

Hasretini vatanın

Gurbette kalan anlar

Kıymetini güneşin

Siste boğulan anlar

 

İçin için kavruldum

Sılanın özlemi ile

Bu adamın derdiyle

Tutuşmuş yalan anlar

 

Öpmek kara toprağı

İçmek ak pınarlardan

Susadım öz yurduma

Susuzluk çeken anlar

 

Durmuş zaman akmıyor

Günler yıl kadar uzun

Geceler kum tanesi

Çölleri aşan anlar

 

Gözlerim buğu buğu

Kafam dumanlıdır hep

Öz sevgi ateşinde

Aşk ile pişen anlar[2]

 

 

Mehmet Ragıp Karcı

 

1945 yılında Siverek’te doğdu. İlk ve orta tahsilini Siverek’te yaptı. Erzincan’da askeri liseyi bitirdi. Dil ve Tarih-Coğrafyada Farsça eğitimini tamamladı. Çeşitli devlet dairelerinde görev yaptı. TRT’de pek çok belgesel program yapmıştır. Yayınlanmış şiir kitapları vardır. ”bir başkasının kitabı” ve “yeni bir sevda süleymanı” kitapları ile tanınmıştır.

 

 

 

Çocukları Aramak

 

Göğe en yakın bir ıslaklıkla inerken toprak

Hani o anda bir ağız kavgasıdır başlar

Çocuğun bir kar büyüsü gibi gidişini görürken

ana

Beşikte dağılan bir dumandır

Dokuz ayın dinmez sancıları

 

Ve ölüm işte o anda

Gerinip gerinip de

Yağınca taş sessizliğini üstüne

Eğilip eğilip de

Bir kadın saçının düştüğü yerde aramalı

çocukları

 

 

Zübeyir YETİK   

 

1941 Yılında Siverek’te doğdu. İlk ve orta öğrenimini Siverek’te tamamladı. İstanbul Üniversitesinde İşletme Fakültesi ile İktisadi ve Ticari Bilimler fakültelerini bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde şiirleri yayınlanan Zübeyir yetik bir süre N.Fazıl Kısakürek’le beraber çalışmıştır.

 

                                 BENİ

 

                        Büyük büyük odalar yuttu beni,

                        Eşyalar, eşyalar avuttu beni..

                        Hiçbir zaman böyle olmayacaktım,

                        Tatlı tatlı sözler uyuttu beni,

                        Büyük büyük odalar yuttu beni..

 

                        Sattılar sattılar beni bir pula,

                        Reva mıdır, yapılsın bu bir kula?..

                        İnsanlar insanlar korkuttu beni,

                        Çevirerek paçavralaşmış çula,

                        Sattılar sattılar beni bir pula...

 

                        Hiçbir zaman böyle olmayacaktım,

                        Manayla hemhal, maddeden uzaktım..

                        Heyhat, ya şimdiki bu hal ne ola,

                        Ruhum eşyada kaybolmuş, bir baktım..

                        Hiçbir zaman böyle olmayacaktım!..

                                                                 (1964)

Meral Dalaman

 

1950’de Siverek’te doğdu. Yazı hayatına şiirle başladı. Öğretmenlik ve çeşitli yayın evlerinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. İlk öğretim okulları için yardımcı ders kitapları hazırladı. Yayınlanmış şiir kitaplarından bazıları: “Deli Fırat”, “Dolu Dizgin Nereye?” “Dudaklarında ismin olacak” ve “Dünya Çocuklarına”

 

Şiirlerinden bir örnek:

 

 

Ben Bir Öğretmenim

 

Uzat bana ellerini yavrum!

Ben bir öğretmenim

Öyle ürkek ürkek

Bakma bana yavrum

Ben! seninle senim

 

Acınız, acım oldu.

Neşeniz, tebessümüm

Hep beraber uygarlığa

İnan bana yavrum

Anayım sana, öylesine şefkatli

Babayım sana, öylesine güçlü.

Arkadaşım, kardeşim

Seninle mutlu

Seninle mutlu

 

Sen bu yurdun yarını, geleceği.

Mimar dediler bana, verdiler seni

Seni, sen yapmak için and içtim

Uğruna feda ettim

Gündüzümü, gecemi[3]

 

 

A.Hicri İzgören

 

1950 yılında Siverek’te doğdu. Yüksek öğrenimini Diyarbakır Eğitim Enstitüsü (Sosyal Bilimler)’nde tamamladı. 1980 yılından beri yurt içi ve yurt dışında çeşitli yayın organlarında şiirleri yayınlanmaktadır. Yayınlanmış şiir kitapları şunlardır.

“Acıyla Diri”, “Sessizliğin Sağanağı”, “verilmiş Sözdür.”

 

Şiirlerinden bir örnek:

 

36. Enlem

 

Bütün acıları gözlerinde damıttım

Zaman koyaklarda rehindir artık

Erteledim kederi

 

Bir yanım yağmura saplı bir yanımda kar

Unuttum nerde yiter nerde doğar gün

Eriyip dağılıyor bıraktığım gölgeler

Ağıtlarda bekletilirim, şimdi yeniden

Oysa kaç kez koparıp urganımı

Şarkılarla geçmiştim bu geçitlerden

 

Ayak izleri silinmiş burda  tarihin

Yıldızlar anadan doğma kördür

Birer uçurumdur çocuk gözleri[4]

 

 

Ali Fuat Fırat

 

              Bir şair, gurbette ve hasta. Bu insanın memleket hasretini düşünün. Siverek kokusu... Çocukluğunun, gençliğinin hatıralarıyla dopdolu sokakları, ara sokaklardaki küçük kahveler, kadınların, seyyar satıcıların, mahalle arasında oynayan çocukların, şehir etrafını saran bağlardaki bağbancıların, şen şakrak bağırtıları ve bu insanların memleket  havası kokan, Siverek kokan, deyimleri, mahalli yer ve maruf şahıs isimleri...!

 

             Ali Fuat Fırat, Siverek'in yetiştirdiği bağrı yanık bir şairdir. Siverek'ten ayrı kaldığı yıllarda, hasta yatağında Siverek hasretiyle yanıp tutuşurken, hayalinde canlandırdığı memleketini ustalıkla mısralara dökmüştür. Ali Fuat Fırat'ı rahmetle anarken, bu gün pek çoğumuzun unuttuğu ve Siverek kültürünün adeta bir sergisi olan deyimleri, yer ve şahıs isimlerini içeren, kısaca "Siverek" kokan bir şiirini yayınlıyoruz. Şiirde geçen deyimleri ve hangi manada kullanıldıklarını, bu günkü nesil maalesef unutmak üzeredir. Bu isim ve deyimleri yaşlı Siverekli’lerin de görüşlerini alarak hangi anlamda kullanıldıklarını çözmeye çalıştık. Gelecek kuşaklara bir emanet ve hediye olarak sunuyoruz.

                

 

                             SİVEREK'TEN NE HABER

 

Karakıştan, karagözden, karakaştan ne haber?

Karakoyun ,  Karakeçi , Karacurun , Karaçölden  ne haber?

Karabahçe , Karacadağ, Karahandan ne haber?

Uzun yıllar hasret kaldık. Karabahtlı Siverek'ten ne haber?  

 

Ağbanki, Kızılbanki , Serpene Kıran üzümünden ne haber?

Bağbancının laav laav'ından, şivanımın bıllurundan ne haber?

Helalin(o)dan!..Delalin(o)dan.. kaybolmuş eşeğinden ne haber?

Kormişkan'dan, Geberşek'ten, “haveri mast”'dan ne haber? 

 

Sırtlarında çırpı,kırş, bağdan gelen mettélerden ne haber?

Kelmeş'lerden vırenayış, dik'ler verdayış etti diyen kunrut'lardan ne haber

Kırık sağlam yumurtadan ve kırlardan ne haber?

Zırto beg'den, peyuxas'lardan, kaçkınlardan, tülkü oğlundan ne haber? 

 

Sivink'lerden, loğdur'lardan, locın'lardan, çortın'lardan ne haber?

Halaheyy'den, Hımhımé den, Bemal'lardan, ah lımıne'den ne haber?

Hıllotırşık, kibekulor, herse, keşkek, meftune'den ne haber?

Mavi çarşaf, halıç potin, çalma, çelelk, oya, toplu, gerdanlıktan ne haber?  

 

Kalo, kalé, gülo, kınné, Velato ile Veyşano’dan ne haber?

Mertçubuktan, üçadımdan, ancurodan ne haber?

Ayvanat 'tan, Hacıhıdır’dan, Çemé çam’dan, Esmer Çay’dan ne haber?

Kınné, heco, bızıremı, laké, Faté, bibılerden ne haber?  

 

Pıheri'den, küçe, kuncık, zerzembe'den  ne haber ?

Hachacık'den, Deluce’den, Şam Tavuğu’ndan ne haber?

Kımıtlar'dan, badya, legen, kildanlık'dan ne haber?

Siverek'ten mığıl yiyen insanlardan ne haber ? 

 

Kımberik, yarpuz, rışvat, nançuk, pırpırım'dan ne haber?

Hava cıva, mumya, “kani davul tozu”, zencefilden ne haber?

Nané gılgıl, nıkıléreş, ince ağrı, şepılordan ne haber?

Hanek seven, dalyaz olan Nebi Keya’dan ne haber? 

 

Kako-keko-halo-apo emmilerden ne haber ?

Kurmancino, bajarino,dımılino, arabino, gelino’dan ne haber?

Bizim için cennet olan Siveregın küllıgınden ne haber?

Elimizden gasb edilmiş VİLAYETLİK hakkından ne haber?      

                                 

 

                                                                     Ali Fuat FIRAT

 

  

 

                                      Şiirde Geçen kelimeler ve Açıklamaları                        

 

KARACURUN: Hilvan

AĞBANKİ: Beyaz   bir üzüm çeşidi

KIZILBANKİ: Kırmızı    "    "

SERPENE: Asmanın dallarının altına verilen destek çubuk.

LAV LAV: Annelerin erkek çocuklarını çağırırken kullandıkları nida.

    Ayrıca bağbancılar, bağa girenleri bu nida ile çağırırlar.

ŞIWAN: Çoban

BILLUR: Kaval

HELALİNO-DELALİNO: Sokaklarda veya yüksek yerlerde kaybolan eşyaları                   kaybolduğunu ilan eden tellal nidaları.. Ey haram  yemeyen,  güzel insanlar.

KORMİŞKAN: Bahar aylarında Siverek ve kırsalında baharın gelişini  kutlama şenliklerine verilen isim. Kormişkan kutlamaları   türkülere de konu olmuştur.

GEBERŞEK: ?

HAVERI-MAST: Yoğurda gelin! ... Damlarda çocukların yoğurt sebze v.s. gibi malların yerini ve satışlarını duyurma nidası

KIRŞ: Yakacak olarak kullanılan yabani  çalı çırpı.

METTé: Hala ve yaşlı kadınlar.

KELMİŞ: Küçük sivri sinekler.(üvez)

VİRANAYİŞ: Kaşıntı

DİK: Horoz        

VERDAYİŞ: Horoz döğüşü

KUNRUT: Kıçı yırtık ve yamalı çocuklar.

ZIRTO BEG: Gerçekte fazla zengin ve varlıklı olmadığı halde oturduğu yerde kimseye çay ve yemek parası verdirmeyen, güzel giyinen, ceketinin kollarını takmadan sırtında taşıyan, topuğu kırık sivri uçlu iskarpin ve kırk düğmeli yelek, acem kuşağı altında tabancası veya kaması ile çevresine caka satan, fakir ama mert kabadayılara Siverekte verilen isim. Bunlar oturdukları kahvenin bütün çaylarını üstlendikleri halde verecek paraları olmadığı için kahvecilerle ve lokantacılarla  araları devamlı açıktır.

PEYUXAS: Kelime olarak çıplak ayaklı ancak şehirli yan kesici ve vurucular için kullanılır.

KAÇKIN: Mahkum

TÜLKÜ-OĞLU: Kurnaz anlamında

SİVİNK: Toprak damlı evlerdeki saçaklar

LOĞ: Toprak damları kışın sıkıştırmak için kullanılan taş silindir.

LOCUN: Toprak damların üzerindeki mutfak bacaları

ÇORTUN: Toprak damlardaki yağmur oluğu.

HALA HEYY: Düğünlerde ve halk oyunlarında kullanılan sevinç naraları

HIM HIMME: Türkü ismi, Türkü nakaratlarındaki nida

BE'MAL:            "         "       "           "                        "

AH LIMMIN:     "         "       "           "                        "

HILLO TIRŞIK: Ekşili sulu yemek

KIBE KILOR: İşkembe yemeği

HERSE: Bir yemek türü

KEŞKEK : "    "

MEFTUNE: Patlıcan eşkisi yemeği.

HALIÇ POTIN: Giyime meraklı insanların giydiği boğazlı ayakkabı.

ÇALMA ÇELELK : Bir giyim eşyası

OYA : Başa örtülen tülebentlerin etrafına yapılan nakış.

KALO : Yaşlı hanımların beylerine hitap şekli.

GÜLO : Gülüm manasında erkeğin hanımına hitabı.

KINNé : Kısa boylum,Erkeğin Hanımına hitabı

VELATO : Siverek'te halk arasında çok sevilen bir kişi

WEYŞAN: Aç olan anlamında Siverek’te tanınmış bir kişi.

MERT ÇUBUK,ÜÇ ADIM, ANCURO: Siverek'te özellikle yetişkinlerin sokaklarda veya meydanlarda oynadıkları oyunlara verilen ad.

AYVANAT, HACI HIDIR, ÇEMMÉ ÇAM, ESMER ÇAYI: Siverek'teki semt ve dere isimleri.

HECO,FATÉ, BİBİ : Hatice,fatime,hala.

PIHÉRİ : Kilerde bir bölüm

KÜÇÇE : Sokak

KUNCUK: Köşenin iç tarafı.

ZERZEMBE: Bodrum

HECHECIK : Kırlangıç.

DELLUCE : Atmaca

ŞAM TAVUĞU : Hindi

KIMIT: Banyo havluları

BADYA : Kadınların hamama giderken beraberlerinde götürdükleri su kabı.

KİLDANLIK : Kadınların hamama yıkanmak için, içinde kil götürdükleri kab.  

MIĞIL: Çekememezlik.

NANÉ  GILGIL : Darı ekmeği

NIKILÉ REŞ : Tavuk karası hastalığı.

İNCE ARĞI : Verem hastalığı.

ŞAPLOR : Allerji

HENEK : Şaka

NEBİ KAYA : Siverekte şakaları ile tanınan bir şahıs

KAKO : Samimi arkadaşların biribirlerine hitab şekli.

KEKO: Abi,kardeş.      

HALO: Dayı

APO: Amca

EMMÉ : Hala

KÜRMANCİNO: Ey Kürtler

BAJARİNO : Ey şehirliler

DIMILİNO : Ey Zazalar

ARABİNO : Ey Araplar.

GELİNO : Ey topluluk.

KINBERİK: Yenilen yabani bir ot ismi.

YARPUZ: Yabani nane

RIŞVAT : Yabani tere otu.

NANÇUK : Yenilen yabani bir ot.

PIRPIRIM: Semiz otu.